BAĞIŞ YAP

Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri'nin hayatı

Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri'nin hayatı

Osmanlı’nın yükselme devri sultânları saltanatları süresinde cihâna hükmettiler. Onlardan evvel gelip geçmiş ve cihâna hükmetmiş olanlardan bazıları ilâhlık iddiasında bulunacak kadar ileri gitmişlerdi. Oysaki Osmanlı sultânları, yükseldikçe nefislerini hor gördüler. Hâkimiyet sahalarını genişlettikçe, yeryüzünün yegâne mâlikinin Allah Te‘âlâ olduğu hakîkatiyle kendilerini O’na, yalnızca bir hizmetkârdan ibaret gördüler.

Şâir padişahlardan olan Yavuz Sultan Selim Hân bu hissiyâtını şöyle ifade etmişti:

Mülk (yeryüzünün her tarafı) Allâh’ındır. Bir kimse zafere ulaştığı zaman gururlanarak zulmü artıyorsa, Allah onu çok aşağı derekelere indirir.
(O kimse niye gururlanır ki) Şâyet benim veya başka bir kimsenin yeryüzünde bir parmak ucu kadar toprağı olsa, bu Allah’la ortaklık değil midir?

Hâkimiyetini genişleten ve derinleştiren hükümdarlar güçlendikleri oranda adâlet ve insaftan uzaklaşmalarına rağmen Yavuz Sultan Selim gibi Osmanlı sultânları, daha geniş coğrafyalarda adalet tesis ettiler. Kendisi Timur evlâdından olan Bâbür Şâhı dahi oğluna, Selim ismini verdi. Şeyhülislâm Kemalpaşazâde, Yavuz Sultan Selim Hân’ın ardından, vefâtına tarih düşürdüğü büyük bir mersiye ile Osmanlıların onun vefâtı sonucundaki hissiyâtına tercümân oldu.

Yavuz Sultan Selim Hân’ın Hastalığı
Haşmetli Sultân tahta çıkalı sekiz yıl kadar olmuş ve saltanat süresinin neredeyse tamamı seferlerde geçmiştir. Sene 1520 yani son senesidir. Ridâniye seferi başarıyla sonuçlanmış, Kızılbaş Celal isyânı da bastırılmıştır. Donanmanın kuvvetlenmesi için başlatılmış olan hummâlı çalışmalar, seferberlik yoğunluğunda sürdürülmektedir. Şâh İsmail üzerine bir sefer daha düzenlemek ve onun etkilerini tamamen silmek niyetindedir. Bu istişareler üzerinde bulunduğu sıralarda Batıya sefer hazırlığı söz konusu olur. Bunun sebebi, Batıdaki yeni bir Haçlı seferi hazırlığının haber alınmış olmasıdır.

Yaşı, 50 dolaylarındadır ve daha önce herhangi bir hastalık da geçirmemiştir. Edirne’ye hareketten birkaç gün öncesidir. Sultan, İstanbul’da sarayın avlusunda gezintiye çıkmış ve sırtında bir ağrı fark etmiştir.

Yavuz Sultân Selim Hân gezinti esnasında yanında bulunan mânevî rehberi Hasan Can’a bu ağrıdan bahseder. Pâdişah bir iskemleye oturtulur ve el ile muayene yoluyla sırtı kontrol edilir; fakat herhangi bir şey tespit edilemez. Bir de Hasan Can muayene etmek ister ve gerçekleştirdiği detaylı muayenenin sonucunda, kılların arasında başı ağarmış vaziyette bulunan küçük bir sivilceye rastlar. Ağrının, bu sivilceden kaynaklandığı ya da bu sivilcenin, derinlerden gelen ciddî bir hastalığın belirtisi olduğu düşünülür. Yavuz Sultan Selim Hân sivilcenin patlatılmasını talep etse de, sivilce etrafındaki sertlik sebebiyle kuşkuya kapılan Hasan Can bu talebi uygun bulmayarak merhem ile müdâhale edilmesini ister.

Yavuz Sultan Selim Hân bu küçük sivilcenin öylesine önemsemesine bir anlam veremez ve ertesi gün hamamdayken tellaktan sivilceyi sıkarak patlatmasını ister. Bu işlem onun, ızdırabının artmasından başka bir şeye yaramaz.

Hastalığının Teşhîsi
1520 senesinin Temmuz ayıdır ve İstanbul’dan Edirne’ye doğru yola çıkılır. Sultân, yol boyunca hastadır. Hekimler, hastalığını net olarak tespit edemediklerinden yanlış tedâvi uygularlar. Böğründeki şiddetli ağrıyla mücadele eden Sultân, kasığında da hıyarcık (şişkinlik) belirmiş durumdadır.

Hastalıkla mücadele hâlinde bulunan Sultân beraberindeki orduyla Çorlu yakınlarına ulaşır. Artık hareket edemeyecek kadar ağırlaşmıştır. Bu durum karşısında ordu, ordugâh kurmak sûretiyle konaklamaya karar verir. Burada gerçekleştirilen muâyenelerde hastalık da kesin olarak teşhis edilir ve Sultân’ın, halk arasında ‘yanıkara’ olarak bilinen, şirpençe hastalığına yakalandığı anlaşılır. Doktorların reisi Ahî Çelebî yoğun ihtimâm gösterse de, olumlu bir ilerleme kaydedilemez. Hastalığın önünü alabilmek mümkün olmaz ve pâdişahın ızdırâbı arttıkça artar.

Yavuz Sultan Selim Hân vefât edeceğini anlamıştır artık ve önde gelen devlet adamlarını yanına çağırtmış, vazîfelilerden bazılarının görev sürelerini uzatmış ve son atamaları gerçekleştirmiştir. Bunu yaparken de kudretini göstermek için, hastalığına rağmen güçlü bir duruş sergilemiştir.

Yavuz Sultan Selim Hân son kararlarının ardından Pîrî Paşa’ya Manisa’da bulunan Şehzâde Süleyman’ın derhal çağrılmasını emretmiştir. Ordunun ve tebaanın moralinin bozulmaması ve karışıklıkların ortaya çıkmaması için hastalığı saklanarak iyi olduğu yönünde haberler yayılmıştır.

Vefâtı ve Cenâzenin İstanbul’a İntikali
Ordu, Sultânın hastalığı sebebiyle İstanbul’a dönüş hazırlığı yapmaya başlamıştı ki, haşmetli Sultân vefât etti. Babasının vefât haberini yolda alan Şehzâde Süleyman, süratle İstanbul’a intikal ederek tahta oturdu ve biat aldı. Yavuz Sultan Selim Hân’ın cenâzesi, Edirnekapı’da karşılandıktan sonra Fatih Câmii’nde Zembilli Ali Efendi’nin kıldırdığı cenâze namazının ardından, günümüzdeki Yavuz Sultan Selim türbesinin bulunduğu yere defnedildi. Mevlâ Te‘âlâ rahmetiyle muâmele eylesin. Âmîn.

BENİM HAFIZIM

DİĞER MAKALELER

BENİM HAFIZIM