BAĞIŞ YAP

Kur’an-ı Kerim Şifadır

Kur’an-ı Kerim Şifadır

İnsanın yaşamı boyunca en büyük şifa kaynağı olan Kuran-ı Kerim’in şifa özelliğinden bahsetmeye çalışacağız.“Biz, inananlar için öyle bir Kur’an indirmekteyiz ki, büyük bir şifadır ve yüce bir rahmettir.Ama o (Kura’an-ı Kerim), (inkârda ısrar eden) zalimleri ancak büyük bir zarar bakımından arttırır. (1)Mü’min, Kur’an-ı Kerim’den feyz almasını bildiği ve bu maksatla okuduğu, dinlediği için Kur’an-ı Kerim ayetleri şifa olur.Hasta ilacını kullanmadığından hastalığı arttığı gibi, zalimin de Kur’an-ı Kerim’den uzak durması ile de hüsranı artar.Mevlana Hazretleri buyuruyor ki:“Allahü Teâlâ (Celle Celalühü) Kur’an-ı Kerim’de iki şey hakkında şifa tabirini kullanmıştır

1- Arıların imal ettiği Bal

2- KUR’AN-I KERİM”

Kur’an-ı Kerim“Ey insanlar! Gerçekten de size Rabbinizden yüce bir öğüt, göğüslerde bulunan (yanlış inançlar, şek ve şüpheler gibi kötü) şeylere büyük bir şifa, (insanları sapıklıktan kurtaran bir rehber ve) tam bir hidayet, inananlar için de büyük bir rahmet (eseri olan Kur’an-ı Kerim) gelmiştir.”(2)Ayet-i kerimenin ifade ettiği manaya göre şifadır.Bir insan en temiz, en saf balı kavanoz içinde saklasa, o balı yemedikçe kavanoza elini sürmekle şifa bulamayacağı gibi, Kur’an-ı Kerim’i de hayatına tatbik etmeden, yaşamadan okuyan da ondan şifasını alamaz.İbn-i Kesir Hazretleri buyuruyor ki:“Kim Allahü Teâlâ’nın (Celle Celalühü) emrinden yüz çevirirse ve onu unutmuş görünürse, dünyada onun hayatı sıkıntılıdır. Kalp ne huzur bulur, ne de rahat eder. Her ne kadar refah içinde yaşıyor görünse, istediğini yese, istediğini giyse, istediği yerde otursa da sapıklığından dolayı kalbi dar ve sıkıntılıdır. Çünkü onun kalbi ıstırap, şaşkınlık ve şüphe içindedir. Kalbi daralır da kaburgaları birbirine geçer.”Bu ifade Kur’an-ı Kerim’de;“Ama her kim benim zikrim (ve öğüdüm olan Kur’an-ı Kerim)den yüz çevirir(de, ona uymaz ve buyruğuyla amel etmez)se, gerçekten onun için (dünyada ve kabirde) pek sıkıntılı bir yaşam vardır. Kıyamet günündeyse Biz onu kör bir halde (huzurumuza) haşredeceğiz.”(3)Ayet-i kerimesinde belirtilmiştir.Nitekim Kur’an-ı Kerim’e kulak vermeyen kişi ne kadar zengin olsa da onun tüm hedefi dünyaya yönelik olduğundan böyle bir kişinin sahip olduğu hiç bir nimete kanaat getirmetip, eksilir endişesi ile devamlı sıkıntı içerisinde yaşaması kaçınılmazdır. Mezara girdiğinde ise kemikleri birbirine geçecek derecede sıkıştırılacaktır. Kur’an-ı Kerim’e uyan mü’mine gelince; o, Allahü Teâlâ’nın (Celle Celalühü) kaza ve kaderine teslimiyet, kanaat ve tevekkül sahibi olacağından ne kadar fakir de olsa pek huzurlu bir hayat yaşayacaktır.Hazreti Abdullah İbn-i Mes’ud’dan (Radıyallahü Anh) rivayet edilen bir hadis-i şerife göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlardır:“Kur’an-ı Kerim, Allahü Teala’nın (Celle Celalühü)insanlara açık ziyafet sofrasıdır. Gücünüzün yettiği kadar bu ziyafet sofrasından istifade ediniz. Kur’an-ı Kerim Allahü Teâlâ’nın (Celle Celalühü) kopmaz bağıdır. Açık nurudur. Faydalı şifa kaynağıdır.”(4)Bir korunma çaresidir ama ona tam yapışıp iyice tutunan için. Kendisine uyan kişiyide kurtarıcıdır. Eğrilmez, kıvama getirir. Yoldan saptırmaz. Harika işleri bitip tükenmez. Çok okumakla değerden düşmez. Onu okuyunuz.

 

(أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ)Kulağı ağrıyan bir kimse Hazreti İbn-i Mes’ud’a (Radıyalla Anh) getirildi. Hazreti İbn-i Mes’ud’a (Radıyalla Anh)

Yoksa siz (yaratılış gayesi hakkında kafa yormayıp bu konuda hiçbir doğru bilgiye ulaşmadığınız için) sandınız mı ki; Biz (,yaratıkların icadını bir hikmete dayandırmayıp) sizi ancak faydasız olarak yaratmışızdır. ve gerçekten siz (ölümünüzün ardından) ancak Bize döndürülmeyeceksiniz.(5)Ayet-i kerimesini sonuna kadar okudu ve hastanın kulağına üfledi. O da derdinden kurtuldu. Bu olay Allah Resulü’ne (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) anlatılınca, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hazreti İbn-i Mes’ud’a (Radıyallahü Anh) o adamın kulağına ne ile rukye yaptığını sordu. Hazreti İbn-i Mes’ud (Radıyallahü Anh) olayı olduğu gibi anlattı.Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:“Nefsimi kudret eli altında bulunduran Allahü Teâlâ’ya (Celle Celahü) yemin ederim ki, bir kimse yakinen inanarak bu ayet-i celileleri bir dağ üzerine okumuş olsa, dağ yerinden oynardı.”(6)Kur’an-ı Kerim’de maddi ve manevi her türlü derde deva olduğunu Yüce Rabbimiz (Celle Celalühü);“De ki: (Kur’an-ı Kerim), iman etmiş olan kimseler için (gerçeği bulduran) büyük bir hidayet ve (maddi-manevi tüm dertlere, özellikle göğüslerde bulunan şek ve şüphe hastalıklarına) tam bir şifadır.Ayet-i kerimesinde de ayrıca ifade buyurmuştur.Hazreti Kâb’ül Ahbâr (Radıyallahü Anh) der ki:“Şeytana karşı mü’minlerin üç kalesi vardır:

1- Cami bir kaledir.

2- Allahü Teâlâ’yı (CelleCelalühü) zikir bir kaledir.

3- Kur’an-ı Kerim okuman bir kaledir.”(8)

Kur’an-ı Kerim’in Dünyevi korkulardan koruduğu gibi ahiretteki korkulardan da koruyacağını hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) haber vermektedir.“Ölü mezara konulunca başı tarafından kendisine yaklaşan azap meleklerine Kur’an-ı Kerim karşı durur. Ayak tarafından yaklaşan azap meleklerine de hac ibadeti karşı durur.”Yine Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)“Kur’an-ı Kerim şefaatçidir. şefaati de makbüldür”(9) buyurmuşlardır.Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ifadesi Allahü Teâlâ (Celle Celalühü) tarafından;“(Habibim! Senden) sonra o kitaba, kullarımız arasında seçmiş olduğumuz (sahabe-i kiram ve kıyamete kadar gelecek ümmet-i Muhammed’i, özellikle de) o (âlim) kişileri varis kıldık.Artık onların içerisinden (Kur’an-ı Kerim’le amel etme konusunda gevşeklik yaparak) kendi nefsine zulmeden vardır, onlardan kimi (iyi ve kötü amelleri birbirine karıştırsa da ekseriyetle iyi amele muvaffak olup) orta yollu gidicilerdir. Onlardan bir kısmı da, Allah’ın (Celle Celalühü) izni (ve kolaylaştırması) ile (yapılmış) olan hayırlar(ı) sebebiyle (sevap ve cennete doğru) öne geçicidir.İşte sana! ancak bu (Kur’an-ı Kerim’e varis kılınmak), pek büyük bir lütfûn ta kendisidir.”(10)Ayet-i kerimesi ile de tasdiklidir.Nitekim Kur’an-ı Kerim ehli olan bir kişi, hayırlarda öne geçmişse, cennetede hesapsız olarak en önde girecektir. Sevabı ile günahı denk gelecek şekilde orta giden kişi, Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Kur’an-ı Kerim’in şefaati ile cennete girecek ve kolay bir muhasebeye tabi tutulacaktır. Günahları ağır basan kimselerse, kurtuluştan ümit kesecek derecede ağır muhasebelerin ardından kendilerine erişen ilahi rahmetle cennete dâhil olacaklardır.Timiziden rivayete Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:“Kim Kur’an-ı Kerim-i okur, ezberler, helal kıldığı şeyi helal kabul eder, haram kıldığı şeyi haram kabul ederse Allahü Teâlâ (Celle Celalühü) o kimseyi cennete koyar.”(11)Nitekim Kur’an-ı Kerim’de;“Şüphesiz Tevrat’ı Biz indirdik ki, onun içerisinde (doğru yolu gösteren) Büyük bir hidayet ve (karanlıkta kalmış hükümleri açığa çıkaran) tam bir nur bulunmaktadır.(Allah’ın (Celle Celalühü) Tevrat’taki hükümlerine boyun eğerek) Müslüman olmuş olan o peygamberlerle, (Dünyaya rağbetsiz zahid ve tamamen Allah’a (Celle Celalühü) bağlı) Rabbâni kişiler ve (peygamberlerin yolunu izleyen fakih) âlimler Yahudi olan kimselere o (Tevrat kitabının ka)nunla(rıyla) hüküm veriyordu(lar).Şu sebeple ki onlardan Allah’ın (Celle Celalühü) kitabın (değiştirilip zayi edilmekten) korunması istenmişti ve (kelimeler yerlerinden oynatılmasın diye) kendileri onun üzerine (gözcülük yapan) şahitler olmuşlardı.(Biz de onlara:’) Artık (ey hêkimler! Karar verirken) insanlardan korkmayın, Benden korkun! Benim ayetlerim(de belirtilen hükümleri tatbik etmeniz)e karşılık (rüşvet, makam-mevki ve insanların hoşnutluğu gibi) az bir pahayı satın almayın!Her kim Allah’ın (Celle Celalühü) indirmiş olduğu (kuralları inkâr edip hafife alarak onlar) ile hüküm vermezse, işte sana! Ancak onlar, kâfirlerin ta kendileridir! (buyurmuştuk).”(12)Ayet-i kerimesinin son cümlesindeki ifadeye göre Hazreti İbn-i Abbas (Radıyallahü Anh) ve Mücahid’in (Radıyallahü Anh) beyanları vechile; “Her kim Kur’an Kerim’i reddederek ve Rasulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beyanlarını inkâr ederek Allahü Teâlâ’nın (Celle Celalühü) indirdiği ile hütmetmezse, işte o kimse kâfirdir" buyrulmuştur.Zira ehl-i sünnet itikadına göre hiçbir günahı işlemek sahibini kafir etmez ama yaptığı günahı helal kabul ederek işleyenler kesinlikle kafir olurlar.Fakat Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde geçen bütün hükümleri kabul ettikleri halde haram işlediklerini bilerek Allahü Teâlâ’nın (Celle Celalühü)indirdiğinden başkası ile hüküm verenler, Müslümanların fasıklarından olurlar ki, artık işleri Allahü Teâlâ’ya (Celle Celalühü) kalmıştır. Dilerse onları affeder, isterse kendilerine azap eder.Kur’an-ı Kerim en büyük hediyedir. Mealesef Efendimiz’in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devrinde yaşadıkları halde bu hediyeden mahrum olanlar bulunmuştur.Hazreti İbn-i Abbas (Radıyallahü Anh) anlatıyor:“Rasulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘Emin’ ismi verilmişti. O’nun hiç bir hususta yalan söylemeyeceğini biliyorlardı. fakat yinede inkâr ediyorlardı.Ebu Cehil şöyle diyordu:‘Ya Muhammed! Biz sana yalancısın demiyoruz. Bize göre Sen doğru bir insansın. Biz ancak senin getirdiğin kitabı yalanlıyoruz.”Halbuki Kur’an-ı Kerim’in, kendisini anlamak ve ona uymak için indirilmiş olduğu;“(Kur’an-ı Kerim, dini ve dünyevi birçok menfaat ve bereketlerle dolu) pek mübarek yüce bir kitaptır ki, o (insa)nlar onun ayetlerini iyice düşünsünler ve (nefsanî arzuların karşılıklarından arınmış) halis akıllara sahip olanlar hakkıyla öğütlen (ip,gereğince amel et)sin diye onu Sana indirdik!”(13)Ayet-i kerimesinde açık bir ifade ile bildirilmiştir. Fakat bu Ebu Cehil ve benzerlerinin kalpleri üzerinde kilit olması, onları Kur’an-ı Kerim’i düşünememeye ve neticede inkâr etmeye sevk etmiştir ki, Allahü Teâlâ (Celle Celalühü) bunu dahi;“Onlar Kur’an’ı inceden inceye hiç mi düşünmüyorlar (ki, bunca caydırıcı nasihatlere rağmen bu duruma düşüyorlar)?Yoksa (katı ve cahil) birtakım kalpler üzerinde (kendilerine ait, uygun ve münasip) kilitleri mi var?”14Ayet-i kerimesi ile ispat etmiştir.Ulema Kur’an-ı Kerim hakkında şöyle demiştir:“Kur’an-ı Kerim’in ibaresi avam (Sıradan Müslümanlar) içindir.Kur’an-ı Kerim’in işareti havas (seçkin kullar) içindir.Kur’an-ı Kerim’in letafeti (incelikleri) evliya içindir.Kur’an-ı Kerim’in hakâiki(gerçekleri) ise enbiya içindir.”Hazreti İmam-ı Şafii (Rahmetullahi Aleyh) “Kim Kur’an-ı Kerim’i öğrenirse kıymeti artar” buyurmuştur.Asr-ı Saadet’te Kur’an-ı Kerim ehline ziyade önem verildi. Hazreti Cabir (Radıyallahu Anh) diyorki:“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Uhud şehitlerini gömeceği zaman kabrin önüne getirir, ‘Bunların hangisi Kur’an-ı daha iyi bilir?’ diye sorar ve işaret edilen şahsa öncelik tanırdı.”Tebük Savaşı’nda Neccar kabilesinin bayrağı Hazreti Ammare b. Hazm’ın (Radıyallahu Anh) elinde iken Efendimiz(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ondan alıp Hazreti Zeyd b.Sabit’e(Radıyallahu Anh) teslim etti.  Hazreti Ammare (Radıyallahü Anh):“Bir kusurum mu size ulaştı ya Resulallah?” deyince Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):“Hayır, lakin Kur’an-ı Kerim’e öncelik tanınmalıdır. Zeyd Kur’an-ı Kerim’i senden daha iyi bilir.” buyurdu.Mevla Teâlâ (Celle celalühü) Kur’an-ı Kerim’inde;“Kur’an-ı Kerim’i ardı ardına okuyan melek, âlim ve hafızlara andolsun ki!”(15)Buyurarak Kur’an-ı Kerim okuyanların şereflerini bir kez daha vurgulamıştır.Hazreti Muaz b. Cebel’den (Radıyallahu Anh) rivayete göre Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:“Üç şey vardır ki, onlar dünyada bir yabancı gibidirler.

1-Zalimin zihnindeki Kur’an-ı Kerim,

2-Kötüler arasındaki iyi kimse,

3-Bir evde asılı durup okunmayan mushaf.”

Muhammed b.Ka’b el-Kurezi şöyle demiştir:“Bir kimse Kur’an-ı Kerim okursa Rasulullah’ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) görmüş gibidir.”Hazreti Ebu Ümame (Radıyallahu Anh) ise şöyle rivayet etmiştir."Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi Kur’an-ı Kerim öğrenmeye teşvik etti, sonra da faziletini anlatarak şöyle buyurdu:‘Kur’an-ı Kerim’i öğreniniz.’Sonra yine faziletini anlatarak şöyle buyurdu:‘Kur’an-ı Kerim-i öğreniniz.’Sonra yine failetini anlattı ve şöyle buyurdu.‘Kıyamet günü Kur’an-ı Kerim, mensuplarının çok muhtaç olduğu bir şey olarak gelir.”Devamla buyurdu ki‘Pek güzel bir şekilde sahibine takdim edildiğinde der ki:Beni tanıdınmı?’Sen kimsin?’Ben oyum ki, sevmiştin, ikram ederdin. Benim için gecelerini uykusuz geçirirdin. Gündüzlerinde de beni okumak âdetin olmuştu.’Bunun üzerine şöyle der:Herhalde sen Kur’an-ı Kerim’sin.’Sonra Allahü Teâlâ’ya (Celle Celalühü) takdim olunur. Sağ yanına saltanat, sol yanına ebediyet konur. Saltanat tacıda başına vurulur. Müslüman olan ana babasına da giydirilir. Bunların değerine ne dünya, nede dünyanın kat kat misli ulaşabilir.Derler ki:Bunlar bize nereden geldi? Yaptığımız iyilikler onları kazanmaya değmez.”Şu cevabı alırlar:Bu size çocuğunuzun Kur’an-ı Kerim okumasından dolayı verildi.”İşte bunlar, ahiretteki mükafatların bir kısmıdır. İmam-ı Şafii’nin (Radıyallahu Anh) buyurduğuna göre;“Kim Kur’an-ı Kerim öğrenirse değeri yükselir.”Demek ki, şeref, değer, kıymet gibi bütün zenginlikler mal ile değil, ancak Kur’an-ı Kerim iledir. Zira Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);“Cehaletten daha ağır fakirlik olmaz” buyurdular.Kur’an-ı Kerim okuyup içindekilerle amel edilmemesi kıyamet alametlerindendir. Ahir zamanda Kur’an-ı Kerim, talim ve tecvidi ile öğrenilecek, fakat içindekilerle, hatta bir harfi ile bile amel edilmeyecektir. Onun sadece Kur’an-ı Kerim öğrenmek, güzel seslerle onu okumak kafi gelmez. İçindekilerle amel etmek gerekir. Verdiği müjderelere sevinmek, yaptığı tembihlere kulak verip korkmak, akla durgunluk veren kıymetli ikazalardan ibret almak, öğütleri ile öğütlenmek, yasaklardan kaçmak Kur’an-ı Kerim’in ulvi prensipleri arasındadır.Hazreti Abdullah İbn-i Mes’ud (Radıyallahu Anh) şöyle anlatıyor:“Kur’an-ı Kerim okuyup ona göre hayatına yön veren kimse, insanlar uykuda iken okumalı, insanlar yerken mahsun olmalı, insanlar gülerken ağlaya ağlaya okumalı, insanlar kibirlenip dururken Allahü Teâlâ (Celle Celalühü) korkusu ile okumalıdır. Ayrıca çok ağlayan hazin, halim, sakin ve yumuşak tabiatlı olmalıdır. Cefacı, gafil, boşboğaz, ve sert dilli olmamalıdır.Kur’an-ı Kerim hafızına yakışmaz ki; cahillik edene cahillik etsin, büyüklük taslayana büyüklük taslasın. onu affetmesi ve hoşgörülü olması gerekir.Nitekim Sahabe-i Kiram arasında Kur’an-ı Kerim okuyucusu, yüzünün sararması, cisminin zayıflaması ile belli olurdu. İnsanlar güldüklerinde o çok ağlardı. Neşe ve sevinç içinde oldukları zaman onun kalbi mahzun olurdu. Böbürlendiklerinde o, korku ve ahiret endişesi içinde olurdu. İnsanlar oruçlu olmadıkları zaman o nafile oruç tutardı.Özet olarak noktalayacak olursak; Kur’an-ı Kerim’in ve Kur’an-ı Kerim ehlinin değerini ve faziletini anlatmaya güç yetiremeyiz. Hazreti İbn-i Mes’ud’un (Radıyallahu Anh) şu sözü de bu gerçeği ifade için yeterlidir.“Kur’an-ı Kerim’de her şeye ait ilim indirilmiş ve her şey beyan edilmiş ise de, bizim ilmimiz ondaki her şeyi anlamaya yetmez

1 İsra Suresi: 82

2 Yunus Suresi: 57

3 Tâhâ Suresi: 124

4 Dârimî, Sünen: 3307

5 Mü’minun Suresi: 115

6 Esbâb-ı Nüzul: 8/135

7 Furkan Suresi: 44

8 Münebbihât

9 Mu’cemul Kebir: 8655

10 Fâtır Suri: 32

11 Tirmizî

12 Maide Suresi: 44

13 Sâd Surei: 29

14 Muhammed Suresi: 24

15 Saffât Suresi: 3

 


 

 

 

BENİM HAFIZIM

DİĞER MAKALELER

BENİM HAFIZIM