BAĞIŞ YAP

Kurban Soruları (1)

Kurban Soruları  (1)
1-Soru
Kurban nedir?
Kurban Yüce Allah'ın rahmetine yaklaşmak için ibadet niyeti ile kesilen özel hayvandır. Kurban bayramı günlerinde (ilk üç günde) böyle Allah rızası için kesilen kurbana (Udhiyye), bunu kesmeğe de "tazhiye" denilir.
2-Soru
Kurban kimlere vaciptir?
Kurbanın vücub(yükümlülük şartları)
1) Müslüman olmak.
Kafirin kurban kesmesi vacib değildir. Çünkü kurban bir ibadettir. Kafir ise ibadete ehil değildir.
İslam vasfının, kurban günlerinin evvelinden sonuna kadar mevcut olması şart değildir. Öyle ki Allah muhafaza- bir kimse kurbanın ilk vaktinde kafir olsa, sonra sonunda Müslüman olsa, kurban ona vacib olur.
Çünkü kurbanın vacib olma vakti başka bir sey, vacib olan kurbanın eda vakti ise daha farklı bir şeydir. Bu sebeple kurbanın vacib olmasında, vakitten bir cüzün kalması yeterlidir.
2) Hür olmak.
Ticaret yapmasına izin verilmiş olsa da, köleye kurban kesmek vacib değildir. Çünkü köle hiçbir şeye malik olamaz. Halbuki kurban kesmek için nisab miktarı mala malik olmak gerekir.
3) Zengin olmak.
Kurban bahsindeki zenginlikten maksat, Sadaka-ı fitir (fitre) vermekle mükellef bulunan
kimsenin zenginliğidir.
Yani, temel ihtiyaçları olan evi, ev eşyaları, binegi, kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu
insanların bir aylık ihtiyaçları dışında, nâmi (artıcı) olsun veya olmasın 20 miskal (80.18 gr) altın miktarına veya bu miktara eşit olan mala malik olan kişinin zenginliğidir.
Bu şekilde zengin olan kimseye kurban kesmek vacip olur.
Burada tarif ettiğimiz zenginlik, zekatın vacib olmasındaki zenginlikten farklıdır.
Şöyle ki; zekatta temel ihtiyaçlar dışındaki nisab miktarı malda (yani 20 miskal altın veya bu miktardaki malda) hakikaten veya takdiren nema (artıcı olma) şarttır.
Hakiki nema (artış), hayvanlar gibi üreyenlerde, takdirî nema ise; altın, gümüş vesair ticari mallarda bulunur.
Sadaka-ı fıtır ve kurbanın vacib olmasında ise, bu şart değildir. Yani sahip olunan malda artış kaydı aranmaz.
Bu yüzden kullanılan arabalar, yazlık-kışlık gibi evler ve bulundurulan arsalar ne kadar çok da olsalar, bunların ticareti yapılmadığı sürece, zekat nisabına dahil sayılmazlarsa da, kurban ve fitrede bunlar nisaba dahil sayılır.
Bir kimsenin gelir getiren akarı olsa, bazı alimler demişlerdir ki; bu akarın kıymeti nisab miktarında olursa kurban kesmesi vacibtir.
Bazıları da şöyle demiştir:
Şayet bu akarın geliri, onun bir yıllık yiyeceğini karşılıyorsa kurban vacib olur, aksi takdirde olmaz.
Bu gelir bir aylık yiyeceğini karşılıyorsa kurban vacib olur diyenler de vardır.
Dört elbisesi olan bir kimsenin, dördüncü elbisesinin değeri nisab miktarında olursa kurban kesmesi vacib olur.
Değerleri ne kadar olursa olsun üç elbisesi olana kurban vacib olmaz. Çünkü elbisenin biri devamlı giydiği, diğeri işte kullandığı, üçüncüsü de cuma ve bayramlarda ya da ziyaretlerde giydiği elbisedir.
Kadının kocası zengin olur, nikahta konuşulan peşin mehir de nisab miktarı olursa bu kadının kurban kesmesi vacib olur. Şayet mehir vadeli olursa kurban vacib olmaz.
Borcu olan bir kimse elindeki parayı borcuna verecek olsa, kalan parası nisabtan az olursa kurban kesmesi vacib olmaz.
Kurban günlerinde ulaşamayacağı kayıp bir malı olan kimsenin de kurban kesmesi vacib olmaz.
Kurbanın bütün günlerinde zengin olmak şart degildir. Öyle ki, vaktin evvelinde fakir olup sonunda zengin olsa kurban kesmesi vacib olur.
Evvelinde zengin olduğu halde kurban kesmez de sonunda fakir olursa kurban kesme vucubiyeti, üzerinden düşer. (kurban kesmesi gerekme.)
Bayram günleri gelmeden önce zengin olan bir kimsenin kurban için satın aldığı bir koyun kaybolsa ve kurbana verdiği bu para sebebiyle nisabı noksanlaşıp fakir duruma düşse, akabinde bayram günleri gelse, kurban etmek için yeni bir koyun alması gerekmez.
Şayet bayram günleri içinde fakir haldeyken kaybolan o koyunu bulsa, onu kurban etmesi üzerine vacib değildir.
Zengin olan bir kimsenin kurban için satın aldığı bir koyun kaybolur, bu kimse yine zengin olduğu halde başka bir koyun satın alır ve onu kurban ettikten sonra fakir hale düşer ve zenginken kaybolan koyununu bulursa, bu kimsenin herhangi bir şeyi tasadduk etmesi gerekmez. Zira ilk koyunu zenginken aldığı için, o hayvan kurban olarak taayyün e taayyün etmemiştir.
Bir kimsenin, nisab değerinde bir Kur'an'ı olsa, kendisi onu güzel okuyan biri ise, kurban kesmesi vacib olmaz. Eğer onu güzel okuyan biri değilse, kurban kesmesi vacib olur.
Böyle bir mushafi küçük çocuğu için sak da kurban kesmesi vacibtir. İlim ve hadis kitap kitapları bu konuda mushaf hükmündedir.
“Suğra" isimli eserde şöyle denilmiştir:
Bu kitaplarla kişi zengin sayılmaz. Ancak her den iki kitap olursa zengin sayılır.
Ebû Hafs ve Ebû Süleyman'ın, İmam-ı Muhammed (Rahimehullah)'dan yaptıkları rivayete göre, her türden iki kitap bulunsa da, hadis ve tefsir kitaplarıyla kişi zengin sayılmaz.
Onlar sebebiyle kurban kesmesi vacib olmaz.
Astronomi ve edebiyatla ilgili kitapların değeri, nisab miktarına ulaşıyorsa, kişi zengin sayılır. “Veciz-i Kerderi" isimli eserde de böyledir.
4) Mukim olmak, (yolcu olmamak)
Yolcu olan bir kimsenin kurban kesmesi vacib değildir. Çünkü kurban, herhangi bir hayvanla her durumda yerine getirilen bir ibadet değildir.
Bilakis özel hayvan ile özel zamanda yerine getirilen bir ibadettir. Yolcu olan, kurban vaktinde bulunduğu yerde bu vazifeyi yerine getiremeyebilir. Kurban kesmeyi ona vacib kılmak, onu zorluğa düşürmek olur ki, dinimizde zorluk yoktur.
Zekat ve sadaka-ı fitir ise, kurban gibi değildir. Zengin olan kişi yolcu da olsa bunları ödemek zorundadır. Çünkü bu iki ibadeti yerine getirmek özel bir zamana bağlı olmayıp, bütün ömür onların edasının vaktidir.
Gerçi fitreyi bayram namazından sonraya bırakmak, sünnet faziletini kaçırmaya neden olursa da geciktirdiği fitrelerin yükümlülüğü ölene dek üzerinden düşmez.
Yolculuk esnasında ödeyecek malı yanında yoksa, yolculuktan sonra onu öder. Bu da bir zorluk da yoktur..
Hacceden kimsenin kurban kesmesi değildir. Hacıdan maksat, yolcu olandır. Mekke ehli ise hac yapsalar da kurban kesmeleri vacibtir
Türkiye'den hacca gidenlerin zengin olduklarından dolayı orada kurban kesmeleri vacib değildir.
Şu bilinmelidir ki; kurban kesme vaktinin tamamında mukim olmak şart değildir. Zengin bir kimse kurban kesme vaktinin evvelinde yolcu olsa, sonra vaktin sonunda mukim olsa, kurban kesmesi vacib olur.
Vaktin evvelinde mukim olsa, sonunda sefere çıksa, kurban kesmek ona vacib olmaz. Bu, kurbanlık satın almadan önce sefere çıkması durumundadır.
Şayet kurban etmek için bir koyun satın alır, sonra da sefere çıkarsa, "Münteka" isimli eserde zikredilmiştir ki (kurban kesme günleri geçtikten sonra seferden dönünce) bu koyunu satar, onu kurban etmez. Parasını dilediği şekilde kullanır. İmam-ı Muhammed (Rahmetullahi Alevh)'den bu rivayet edilmiştir.
Meşayıhdan bazısı zengin ile fakir arasında ayırım yapmış ve şöyle demiştir: Bu kimse eğer zenginse cevap yukarıda söylediğimiz gibidir.
Çünkü zengin, koyun satın almakla kendisine hiç bir şeyi vacib kılmamıştır.
Ancak zimmetinde olan vacibi düşürmeyi kastetmiştir. Sefere çıkınca da üzerinde bu hususta bir vacib kalmamıştır. Bu yüzden o koyunu satar.
Nitekim üzerine farz olduğunu zannettiği bir ibadete başlayıp, sonra o ibadetin kendisine farz olmadığını anlayan kişinin, başladığı bu ibadeti tamamlaması gerekmez.
Şayet bu kimse fakirse, bu koyunu kurban etmesi üzerine vacib olur. Sefere çıkmakla kurban ondan düşmez.
Çünkü fakirin sefere çıkmadan önce koyun satın alması, adak mesabesinde olduğundan, kurbanı kendisine vacib kılmıştır. Sefere çıkmakla bu vacib ondan düşmez.
Nitekim nafile bir ibadete başlayanın onu tamamlaması vacibtir.
Buluğa ermek ve akıllı olmak, İmam-ı A'zam ve Ebû Yûsuf (Rahimehumelláh)'a göre; kurban kesmenin vücûb(yükümlülük) şartlarından değildir.
İmam-ı Muhammed ve Züfer (Rahimehumelláh)'a göreyse; vücûb şartlarındandır.
ve İmam-ı A'zam ve Ebû Yûsuf
(Rahimehumellâh)'a göre; çocuk ve deli zengin iseler, mallarından kurban kesmek, velilerine vacibtir.
Müteahhir âlimlerden bazısı: "Hanefi mezhebinin dört müctehid imamı arasında, çocuk ve delinin malında kurban kesmenin vacib olmadığı hususunda ihtilaf yoktur" demişlerdir.
"Zengin çocuğun malında kurban kesmek vacibtir" diyen Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf (Rahimehumellâh)'a göre, çocuğun kurbanının eti tasadduk edilmez.
Çocuk ondan yiyeceği kadar yer, ihtiyaç miktarı çocuk için stok edilir, kalanıyla da bizzat kendisinden istifade edilecek eşya satın alınır.
Nitekim buluğa ermiş olanın kurbanının derisiyle, bizzat kendisinden istifade edilecek eşya alınır.
Bazen aklı gidip gelenin durumuna gelince, eğer bayram günlerinde deli olursa, hüküm yukarıda zikrettiğimiz gibidir.
Şayet aklı başında olursa, kurban kesme ihtilafsız vacib olur.
 
 
 
 
 
3-Soru
Kurban kesmenin hükmü nedir?
Cevap
Kurban kesmenin hükmü konusunda farklı görüşler vardır.
Hadis-i şeriflerden öğrendiğimiz üzere; hayat nimetine şükür, Halil İbrahim (Aleyhisselam)'ın mirasını ihya, sırat köprüsünde binek, günahların affedilmesi ve hatalara keffaret olması için kurban kesmek, zenginler üzerine “Vacib"tir.
Bu, İmam-ı A'zam, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Züfer, Hasan ibn-i Ziyad (Rahimehumullah)'ın tek görüşü olup, İmam-ı Ebû Yûsuf (Rahimehullah)'dan gelen iki rivayetten birine göredir.
İmam-i Ebû Yûsuf (Rahimehullah)'dan yapılan başka bir rivayete göre vacib değildir.
İmam-ı Şâfiî (Rahimehullah'ın görüşü de budur. (Kásáni, el-Bedáyi". 5/62)
Tahâvî (Rahimehulláh) demiştir ki:
Kurban kesmek, İmam-ı A'zam (Rahimehullah)'a göre "Vacib", Ebû Yûsuf ve Muhammed (Rahimehumellah)'a göre "Sünnet-i
Müekkede"dir.
Bu görüşün sahipleri, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den rivayet edilen:
“Üç şey var ki, bana farz kılınmış, size farz kılınmamıştır:
Vitir
Kuşluk namazı,
Kurban kesmek.”
(Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned, No: 2050. 1/498) hadis-i şerifini delil göstermişlerdir.
 
4-Soru
Kurban ne zaman kesilir?
Cevap
Kurban kesim günleri, hicri ayların on ikincisi olan zilhicce ayinin onuncu, on birinci ve on ikinci günleridir.
Kurban kesme vakti, onuncu günü tan yerinin ağarması ile başlayıp, on ikinci günü yani bayramın üçüncü günü güneşin batışından az öncesine kadar devam eder.
İmam-ı Şafi'i (Rahimehullah)'a göre; bayram günleri dörttür. Bunlar, zilhiccenin onuncu, on birinci, on ikinci ve on üçüncü günleridir.
Sahih olan, biz Hanefilerin görüşüdür. Çünkü Ömer, Ali, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer ve Enes İbn-i Malik (Rudıyallâhu anhum)'ün "Kurban kesme günleri üçtür. Bu günlerden ilki en faziletli olan gündür." dedikleri rivayet edilmiştir.
Zahir olan; onların bunu, Peygamber Elendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den) işitmiş olmalarıdır. Çünkü ibadetlerin vakitleri tevkifidir. (Ancak şeriat sahibinden işitilme yoluyla belirlenebilir)
(el-Bedayi: 5/65)
Geceleyin kurban kesmek, tenzihen mekruhtur. Çünkü gece karanlığında kesim işinde yanlışlık yapma ihtimali vardır. Kurban günlerinin gecelerinde yapılan kesim câiz olmakla beraber mekruhtur. Kurban kesme zamanına üç gündüz değil de üç gün denmiş olmasından gece kesilmesinin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Şu kadar var ki; bir sebep bulunmadan gece kesmek mekruh sayılmıştır. Bu yüzden kesimin gündüz yapılması tavsiye edilmiş ve müstehap görülmüştür. Hatta bu vakitte yapılan kesimin, tenzîhen mekrûh olduğu söylenmiştir. (Abdurrahman b. Muhammed Şeyhzâde Dâmad, Mecmau’l-Enhur 2/519)
 
Geceleyin kurban kesmenin mekruh oluşu; aydınlatma yetersizliğinin yol açacağı muhtemel tehlike, hata ve zorluklardan dolayıdır.  Karanlığın sebebiyet vereceği hata, kendini veya hayvanı yaralama veya kesilecek damarları görememe ihtimalleri haricinde gece karanlığının, etin taze ve temiz bir şekilde dağıtımını aksatması veya geciktirmesi, gece kurban kesiminin mekrûh sayılmasının sebepleri arasında izah edilmiştir. Bu sakıncalar yoksa gece de kurban kesilebilir. Günümüzde olduğu gibi ışıklandırma ortamı güzel bir şekilde yapılırsa yani karanlılık meselesi bir şekilde çözülecek olur ise bu sefer akşam vaktinde kesilmesinin herhangi bir zarar söz konusu değildir.
Bayramın ilk gününde şüphe edilirse, müstehab olan, kurban kesimini zilhccenin on üçüncü gününe tehir etmektedir.
Şayet tehir edilmişse, o kurbandan yememek müstehabtır, tamamı tasadduk edilir. Çünkü kurban eğer vaktinde kesilmemişse ancak bu şekilde sorumluluktan kurtulmuş olur. “Muhît-ı Serahsî” isimli eserde de böyledir.
Üzerinde bayram namazı vacip olmayan köylüler için, kurban kesmemin müstehab olduğu vakit birinci günü tan yerinin ağarmasının peşi sıra başlar.
Üzerlerine bayram namazı vacip olmayan köylüler için, kurban kesmenin müstehab olduğu vakit birinci günü tan yerinin ağarmasının peşi sıra başlar.
Üzerlerine bayram namazı vacip olan şehir halkı ise, bayram hutbesinden sonra kurban kesebilir. Şayet imam namazda iken keserlerse caiz olmaz.
İmam teşehhüd miktarı oturmadan önce keserlerse de, hüküm aynıdır, caiz olmaz. İmam teşehhüd miktarı oturduktan sonra fakat selam vermeden önce kurban kesilecek olursa, İmam-ı A’zam’ın kıyasına göre kurban caiz olmaz.
Çünkü İmam-ı Azam (Rahimehullah)’a göre; kişinin, namazdan kedi fiiliyle çıkması farzdır.
Sahih olan görüş budur. “ Hazânetu’l-mufit “ isimli eserinde de böyledir.
İmam bir tarafına selam verdikten sonra kurban kesilecek olsa, ittifakla kurban caiz olur.”Fetâvây-ı Kâd3ıhân” da da böyledir.
Şayet imam bayram namazını kılsa, hutbe okumasa, kurban kesimi caiz olur.
İmam bayram namazını kıldırsa ve insanlar kurbanlarını kesse, kurbanlar caiz olur. İnsanlar dağılmadan imam abdestsiz kıldırdığını hatırlarsa, namaz iade edilir. Kurbanlar iade edilmez.
Bir özür sebebiyle veya özürsüz bayram namazı terk edilecek olsa, güneş zail oluncaya  (öğlen namazının vakti girinceye) kadar, kurban kesmek caiz olmaz.
Bayramın ikinci ve üçüncü gününde namazdan önce kurban caiz olur. Çünkü birinci gün zeval ile bayram namazının eda vakti fevt olmuştur.
İkinci veya üçüncü gün bayram namazı kılmaz kazadır. “Muhît-ı Serahsî” de de böyledir.
“Nevâzil” isimli eserde şöyle zikredilmiştir: İmam bayram namazını arefe günü kıldırsa ve insanlar kurbanlarını kesseler bu, iki vecih üzeredir.
1)Ya şahitler, imamın huzurunda zilhiccenin hilalini gördüklerine dair şahitlik etmişlerdir.
2)Ya da etmemişlerdir.
Eğer şahitlik etmişlerse, namaz da kurban kesimleri de caizdir. Çünkü bu tür hatadan kaçınmak mekruh değildir.
Genelde bunu telafi etmek de mümkün değildir. Müslüman topluluğu korumak için cevaza hükmedilir.
Eğer şahitlik etmemişlerse, namaz da kurbanlar da caiz olmaz. Çünkü caiz görmek için bir zaruret yoktur.
“Fetâvây-ı İtabiyye”de zikredilmiştir ki: Güneşin zevalinden (öğle namazının vakti girdikten) sonra o günün bayram günü olduğuna şahitlik etseler, kurban keserler. Güneşin zevalinden önce şahitlik etseler kurban kesmek caiz olmaz. ancak güneşin Güneşin zevalinden sonra caiz olur.
“Tecnîs” isimli eserde zikredilmiştir ki: bir adam yolcu olsa ve ehline, şehirde adına kurban kesmelerini emretse, kurban kesmeleri ancak imamın namazından sonra caiz olur. (Fetâvây-ı Hindiyye, 5/295-296)
Kurban kesmenin, hutbeden önce olsa bayram namazından sonra olmasının caiz oluşunun delili, Berâ ibni Âzib(Radıyallâhu Anh)’in rivayet ettiği şu hadistir.
“Kim o (bayram) namaz(ın)dan önce kurban keserse, kendisi için kurban kesmiş olur.
Kim o namazdan sonra kurban keserse, onun kurban vazifesi tamam olur ve Müslümanların sünnetine uygun davramış olur.” (müslim. Edâhâ:1, No:196. 3/1552)
Enes (Radıyallâhu Anh)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuşur.
“Kim o(bayram) namaz(ın) dan önce kurban keserse, ide etsin. Kim namazlardan sonra kurban keserse onun kurban vazifesi tamam olur ve Müsümanların sünnetine isabet etmiş olur.”
Köy halkından bir adam bayram namazını kılmak için şehire girse ve köydeki ehline kendi adına kurban kesmelerini emretmiş olsa, fecir doğduktan  (imsak vakti girdikten) sonra bu adam adına kurban kesmeleri caizdir.
İmam-ı Muhammed (Rahimehullâh) bu husuta: “Ben, keserim yerine bakarım; adına kurban kesilen kişinin bulunduğu yere değil.” demiştir.”Zahiriyye” isimli eserde de böyledir.
Adam köyde olsa, şehirde olan ehli bu adam için ancak bayram namazından sonra kurban keserler. Ebû Yûsuf (Rahimehullâh)’dan böyle rivayet edilmiştir.
Adam bir şehirde, ailesi ise başka bir şehirde olsa ve orada kendisi adına kurban kesmelerini onlara yazıyla veya telefonla bildirse, kurban kesiminde, kurbanın kesileceği yer itibara alınır.
Bu durumda kurbanın kesileceği şehirde imam bayram namazını bitirince onun adına kurban kesilir Ebû'l-Hasen'den: "Her iki şehirde bayram namazı kılındıktan sonra kurban kesilir" diye rivayet de vardır.
Bir kimse kurbanlık hayvanı şehirden çıkarsa ve fecir doğduktan sonra fakat bayram namazından Önce onu kesse, ulema şöyle demiştir:
Eğer bu kişi kurbanlık hayvanla beraber, yolcu için namazı kısaltmanın mubah olacağı kadar şehrin etrafından çıkmışsa, bayram namazından önce kurban kesmesi caiz olur. Yoksa olmaz.
"Hazânetü'l-müftîn" isimli eserde de böyledir.
Zengin veya fakir bir kimse kurban kesme günleri çıkıncaya kadar kurban kesmemişse, artık kurban kesemez.
Eğer bu kimse, "Allah (celle celalahü) için şu koyunu kurban etmek üzerime hak olsun" diyerek kendine muayyen bir koyunu kurban etmeyi gerekli kılmışsa veya fakir olup kurban niyeti ile bir kovun satın almış fakat kurban kesme günleri geçinceye kadar onu kurban etmemişse, o koyunu diri olarak tasadduk eder.
Şayet kurban kesmeyen, zengin bir kişi ise ve muayyen bir koyunu kendine vacib kılmamışsa, koyun satın almış olsun veya olmasın bir koyun bir koyun kıymeti kadar tasaddukta bulunur. “İnaye” isimli eserde de böyledir.
Bayram günlerinde satın alıp da kesemediği koyunu bayram günlerinden sonra kesip etini fakirlere dağıtırsa, caiz olur. Eğer o koyun diri iken fazla para ediyorsa, fazlalık olan miktarı da ayrıca tasadduk eder.
Eğer kesmiş olduğu bu koyundan kendisi yemişse, yediği miktarın kıymetini fakirlere tasadduk eder.
Bir kimse kendi adına kurban kesilmesini vasiyet etse, kesilecek kurbanın, koyun, sığır ve başka bir hayvan olmasına dair bir şey zikretmese, parayı da beyan etmese, caiz olur ve bu vasiyet, koyun kesmek üzere sabit olur.
Bir kimse, bir adamı kendisi adına kurban kesmek üzere vekil etse ve kurbana dair hiçbir şey zikretmese, paradan da bahsetmese, bu şekilde vekalet vermek caiz olmaz.
Bir kimse bayram günlerinde zengin iken, bayram günleri bitmeden önce kurban kesmeden ölse, kurban sorumluluğu onun zimmetinden düşer. Hatta bu kişinin kendi adına kurban kesilmesini vasiyet etmesi gerekmez.
Şayet bu kişi bayram günleri geçtikten sonra ölürse, bir koyunun kıymetini tasadduk etmesi zimmetinden düşmez. Hatta vasiyet etmesi vacibtir.
“Zahiriyye" isimli eserde de böyledir. (Fetavay-ı Hindiyye, 5/296-297)
 
5- Kurban nasıl kesilir?
Zebh, Zebiha ve Tezkiyenin Mahiyetleri:
Zebh, hayvanın boğazına bıçak vurup boğazlamak ve damarlarını kesmek demektir. Boğazlanmış veya boğazlanacak hayvana da "Zebiha" denir. Tezkiye de, boğazlamak anlamında olup dinimizde iki türlüdür: Birisi hakîki ve ihtiyarî tezkiyedir. Bu da bir hayvanı usulü üzere keskin bir aletle boğazlamaktır. Diğeri de, hükmî ıztırarî tezkiyedir. Bu da, bir avın aldığı yaradan ibarettir. Bir av, şartlarına uygun olarak bu yaradan ölürse, boğazlanmış sayılır. 42- Bir hayvanın göğsü üstünden bıçak vurup damarlarını kesmeye "Nahr" denir. Deveyi, zebh etmek (çenesinin altından kesmek) mekruhtur. Zebh (Boğazlamak) İşlemi 43- Din kurallarına uygun olarak boğazlama, nefes borusu ile yemek borusunun ve bunların yanlarında bulunan iki damarı kesmekle yapılır. Bu dördünden üçünün kesilmesi, İmamı Azam'a göre yeterlidir. İmam Ebû Yusuf'a göre, nefes borusu ile yemek borusunu ve iki damardan da birini kesmek şarttır. İmam Muhammed'e göre de, bu dört organdan çoğunu kesmiş olmalıdır. 44- Hayvanları boğazlamak hususunda damarlarını kesip kanlarını akıtacak kesici bir alet yeterlidir. Bıçak kafi olduğu gibi, keskin kamış kabuğu ve cam parçası da yeterli olur. Ancak bu alet, hayvana eziyet vermeyecek şekilde keskin olmalıdır. Hayvanı yere yatırdıktan sonra bu aleti bileylemeye çalışmak mekruhtur. Hayvanı ayağından tutarak kesim yerine çekmek ve sürüklemek de mekruhtur. Hayvanı boynunun altından (boğazından) değil de üstünden kesmek ve daha hayvanı soymadan kafasını kesip atmak da mekruhtur. 45- Hayvanı boğazlarken Besmele çekmek şarttır. Boğazlamada Yüce Allah'ın mübarek isimlerinden herhangi birini söylemek yeterlidir. Allahü Ekber, Allahü Azam, Allah denilmesi gibi... Fakat Allahü Teala'nın ismini dua maksadı ile söylemek yeterli olmaz. "Allahümmeğfirlî" denilmesi gibi... Hayvanı keserken: "Bismillahi Allahü Ekber" denilmesi müstahabdır. Hayvanı kıble tarafına çevirerek kesmek sünnet olduğundan bunu yapmamak mekruhtur. 46- Besmele kasden terk edilirse, hayvanın eti yenmez, haram olur. Fakat unutarak terk edilirse, böyle kesilen hayvanın eti yenir. Çünkü unutarak yapılan kusurlar bağışlanmıştır. (İmam Şafiîye göre, hayvanı sadece boğazlamak yeterlidir. Besmele okunması bir müekked sünnettir. "Bismillah" denmese de, kesilen hayvanın eti yenir, haram olmaz. Bu görüş, Ebû Hüreyre ile İbnî Abbas'dan (radıyallahü anhüm) rivayet edilmiştir. Ancak bu görüş diğer müctehidler tarafından kabul edilmemiştir. Bununla beraber Şafiîlerce de, besmeleyi terk etmek mekruhtur.)
Yetimin Umudu Ol!

DİĞER MAKALELER

BENİM HAFIZIM