BAĞIŞ YAP

Hazreti Mariye (Radiyallahu Anha)

Hazreti Mariye (Radiyallahu Anha)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…
Kureyş müşrikleri ile yapılan Hudeybiye antlaşmaası barış ve huzura sebep oldu. İslâm dini Arap yarımadasında duyulup hızla yayılmaya başladı. Fakat Kur’an sadece Arap yarımadasına ve orada yaşayanlara değil tüm dünya halkına inzâl buyrulan ilahi bir mesajdı. Bu nedenle Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ırk, millet, bölge ayırmaksızın tüm insanlığı o zamanda yeryüzünde hakim hükümdarlar ve beyliklerin reisleri aracılığıyla davet etti. Bunu da, onlara elçilerle mektuplar göndererek yaptı. Bu ektup ve elçilerde birisi de Mısır Mukavkıs’ı ismi ile adlandırılan Bizans’ın İskenderiye valisine gönderildi. Elçi olarak ashabdan Hâtıb bin Ebî Beltea gönderildi. Mukavkıs mektubu aldığında onu kudu, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in elçisine karşı hürmet gösterdi. Fakat maalesef Müslümanlığı kabul etmedi. Perygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hediye olarak Mâriye ve sirin isminde iki câriye ve bir de Düldül adı verilmiş beyaz bir katır hediye etti. Hâtıb bin Ebî Beltea Medine’ye dönünce mektubu ve hediyeleri Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e taktim etti. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Mukavkıs tarafından hediye olarak gönderilen cariyelerden Mâriye, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile konuştuktan sonra; onun sohbetine, güzel konuşmasına, alçak gönüllülüğüne, hayran kalıp hemen Müslüman oldu. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun iman ederek Müslüman oluşundan çok memnun oldu. Hazreti Mâriye’yi kendisine nikahlayarak diğer hanımları arasına kattı. Hazreti Mariye Medine’ye geldikten birkaç ay sonra hamile kaldı. Doğum yaklaşınca Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) azat ettiği hizmetlilerden Ebu Rafi’in eşi Selma Hatun’a Hazreti Mariye ile ilgilenmesini tenbihledi. Hicretin sekizinci yılı Zilhicce ayında sabaha yakın, Hazreti Mâriye sancılanmaya başladı. Selma Hatun ona doğum yaptırdı. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in beyaz nur topu gibi bir erkek çocuğu oldu. Doğum işlemleri bitince Selma Hatun, evden dışarı çıkıp eşi Ebu Rafi’nin yanına gitti.  Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir oğlu olduğunu haber verdi. Ebu Rafi aceleyle evden çıktı. Soluk soluğa Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına koştu. Sevinçli haberi müjdeledi. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona bir köle hediye etti. Hazreti Mâriye’yi ziyaret ederek oğlunu kucağına aldı, okşadı;”-Bir cariye efendisini doğurduğunda hür olur,” buyurdu, onu kölelikten azat etti. Bir süre sonra Cebrail (Aleeyhisselam) geldi;”Esselamü aleyke ey İbrahim’in babası” dedi. Edenfimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i kutladı.Hazreti Mâriye .ok sevinçliydi. Dünyalar sanki onun olmuştu. Oğlunun doğumunun yedinci gününde İbrahimin’saçı kesildi, ağırlığınca gümüş para, fakirlere sadaka olarak dağıtıldı. Saçı bir yere gömüldü. Sonra akika kurbanı olarak bir koç kesilip dağıtıldı. ‘İbrahim’ ismi verildi. Sonra sütanneye verildi. Hazret Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Hazreti Mâriye istedikleri zaman gidip oğullarını görüyor, hasret gideriyorlardı.
   
 Bazen Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İbrahim’den ayrılmaz, onu alıp evine götürürdü. O anlardan birini Hazreti Aişe şöyle anlatır.
 Bir gün Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), oğlu İbrhim’i alıp eve getirmişti. Bana:
 Şuna bak! Nasılda bana benziyor değilmi?”dedi.
 Ben sana benzetemedim” dedim
 Beyazlığı etinin dolğunluğudamı benzemiyor?” diye sordu.
 Kim deve sütü ile beslenirse beyaz ve etine dolgun olur” dedim.


Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oğlunun sütannesine bir hurma bahçesi tahsis etti. Her fursatta ona ikramda bulunuyordu. Fakat ibrahimin doğumunun üzerinden henüz 16-18 ay geçmişti. Bir gün Mescid-i Nebevi’ de oturuyordu. İbrahim’in hastalığı haberi geldi. Yanında bulunan birkaç sahabi ile onu görmeye gitti. İbrahim’in sütannesinin evine geldiğinde onun çok hasta olduğunu gördü. Kucağına aldı bağrına bastı.İbrhim’in vefat etmek üzere olduğunu haber alan Hazreti Mâriye, oğlunun yanına geldi. İbrahim henüz hayatta idi. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’kucağında son anlarını yaşıyordu. Yavrusunu o halde görünce ağlamaya başladı. İbrahim işte orada, en şefkatli kucakta ruhunu teslim etti. Bu sırada gözlerinden yaşlar akan, sessizce ağlayan Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bir taraftan İbrahim’le konuştu.Ey İbrahim! Eğer ölüm, herkesi içine alan, Allah’ın takdiri olmasaydı ve önden giden arkadan gelene kavuşmayacak olsaydı, senin için daha çok üzülürdüm. Ey İbrahim! Senin ölümün bizi çok üzdü. Gözler yaş döker, kalp hüzünlenir. Ancak Rabbimizin hoşuna gitmeyecek bir söz söylemeyiz..”(ibn-i Mace)Hazreti İbrahim henüz süt emmesini tamamlamamıştı. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)  “Cennette onu emzirecek bir sütanne olacak. Burada yarım kalan süt emmesini cennette tamamlayacak.” buyurdu.(Ahmed Bin Hanbel) Küçük yavrunun cenaze işlemleri başladı. Haazreti Abbas’ın oğlu Fadl, İbrahim’i yıkarken Hazreti Abbas ve Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir tarafta oturdular. Fadl cenazeyi yıkadıktan sonra kefenlemeye başladı. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcasının oğluna:“Kefenlemeden son bir kere bakayım.”(ibn-i Mace) buyurdu. Kalktı ciğerparesine son bir kere baktı. Kefenlenme işi bittikten sonra sütannesinin evinde bulunan küçük sedirin üzerine kondu. Sahabeler toplanınca İbrahim’in cenaze namazını Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıldırdı. Namazdan sonra sahabeler: “Ya Rasûlüllah! Nereye defnedelim,” diye sordular;“Bakî Kabristanına, Osman bin Maz’ûn’un yanına defnedin.” Buyurdu. İbrahim’i kabristana, Fadl ile Üsame bin Zeyd koydular. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabri başında için için gözyaşı döküyordu.
İbrahim mezara konunca Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir açıklık gördü. Boşluğun kapatılması için toprak atanlara kerpiç verdi ve: “Açığın kapatılmsı fayda ya da zarar vermez ancak, cenaze sahibinin gönlünü hoş eder.” Buyurdu. Toprak atılıp bitti. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabrin üzerinde kaya parçaları gördü. Eli ile taşları ayıklayıp kabri düzeltti. Ashabına:“Sizden biri herhangi bir iş yaptığında, onu güzel bir şekilde yapsın. Bu şekilde yapılması cenaze sahibini teselli eder.”(İbn-i Sa’d) buyurdu. Defin işi bittikten sonra Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mezarın yeri belli olsun için bir taş alınıp kabrin başına konulmasını emretti. Sonra su alıp küçük İbrahim’in mezarını kendi elleri ile suladı. Daha sonra oğluna seslenen Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):“Ey oğlum! ‘Rabb’im Allah, Peygamberim babam, Dinim İslam’ de!” (Mütevellî; Tetimme) buyurdu.
Bunu duyan sahabeler hüngür hüngür ağladılar. Hazreti Ömer sesli olak ağlıyordu. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) döndü ona ve ashabına baktı: “Niçin ağlıyorsun ey Ömer?” diye sordu.”“Ya Rasûlüllah! Buradaki senin çocuğun, henüz buluğa ermemiş bir bebek ve günahları bile yazılmamışken senin gibi biri tarafından tevhid telkin edilirse, Ömer’in hali nice olur, diye ağlıyorum,” dedi. Onun bu sözleri Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘i de ağlattı. Bütün sahabeler de ağladı. Küçük İbrahim, Kıptiler için büyük bir rahmet oldu. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabına;“Bir gün Kıptilere hakim olursanız onlara iyi davranın. Onlar için eman ve rahmet vardır.”” buyurdu.(ibn-i Sa’d) İbrahim’in vefatına çok üzülen Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ağlıyordu, Onu gören sahabeler dayanamayıp,“Ya Rasûellah! Sen Allah’ın Peygamberisin.” dediler. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):“Göz ağlar, kalp mahzun olur. Ey İbrahim! Senden ayrıldığımızdan dolayı üzgünüz.” buyurdu.(Buhari) Hazreti İbrahim’in vefat ettiği gün, güneş tutuldu.” İnsanlar: “Güneş onun ölümünden dolayı tutuldu.” dediler,  bunu onun ölümüne bağladılar. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bunu duyunca, ashabını Mescid-i Nebevi’de topladı ve: “Ey insanlar! Güneş ve ay, Alla’ın (varlığının, birliğinin ve kudretinin) alâmetlerinden iki alâmettir. Onlar ne kimsenin ölümünden dolayı ne de doğumundan dolayı tutulmaz.” (Buhari)
 

  HAZRETİ MÂRİYE’NİN VEFATI
  Hazreti Mâriye (Radıyallahü Anhâ) Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından 5 yıl sonra vefat  etti. Cenaze namazını hazreti Ömer kıldırdı. Sonra Bakî kabristanına defnedildi.
 
                                                                                                                  Kaynak: Marifet İlim ve Kültür Dergisi, 
                                                                                                                                                 Yazar: K. ÜLKÜ

 

BENİM HAFIZIM

DİĞER MAKALELER

Yetimin Umudu Ol!