BAĞIŞ YAP

Tasavvuf Nedir?

Tasavvuf Nedir?


Şefik KOCAMAN
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
Allah-u Teala Hazretlerine hamd-ü sena, Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve onun al-u ashabına salat-u selam olsunPeygamber Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi veSellem) ve onun al-u ashabına salat-u selam olsun. Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi veSellem) zamanında ilimler bir mülahaza edilirdi. Ku’ran-ı Kerim ve sünnet-i nebeviyye, bütün yönleriyle ahzedilir (alınır) ve bunları bilene “Kari” (okuyucu) denirdi.
Ne fıkha fıkıh, ne akaide akaid, ne tefsire tefsir deniyordu. Diğer ilimlerde böyleydi. Hazreti Ali’ye isnat edilen.“İlim, bir noktadır. Onu cahiller çoğalttı.” Sözünde olduğu gibi ashab-ı kiramın sahib olduğu o nokta, daha sonradan genişlemeye başladı.Hicrî ikinci asırda İslam coğrafyası genişlememiş muhtelif kavimler Müslüman olmuş ve sünneti bütün yönleriyle ihata eden ashab-ı kiram devrinin sona ermesiyle de her ilimde meşkul olan, her fen ile ihtisas eden alilere ihtiyaç zuhur etmişti ve bu devirde yani ikinci asırda ilimlere isimleri verilmeye başlanmıştı.“SûfΔ,”Tasavvuf” kelimeleri de bu asrın ilk yarısının sonuna doğru kullanılmaya başlanmıştı. “Nefehâtül-Üns’de Molla Camî hazretlerinin beyanına göre, sufi ismi verilen ilk zat Kûfe’de doğup hayatının büyük kısmını Şam’da geçiren ve orada hicri 150 tarihinde vefat eden Ebu Hâşim isminde bir zattır.Tasavvufî hayat, Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi veSellem) devrinde en kamil veçhiyle yaşnıyordu. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi veSellem), mürşid, ashab-ı kiram da mürid idiler. Zikir hayatları, rabıta tabiatları, murakebe (tefekkür) de meşkuliyetleriydi.İmam-ı Rabbanî hazretlerinin buyurduğu gibi:Şu cemaat (ashabın aleyhine söz söyleyenler) insaf edip beşerin en hayırlısı olan Rasûlullah ((Sallallahu Aleyhi veSellem) ile beraber olmanın şerefini kabul etseler ve bilseler ki; onların (ashab-ı kiramın) nefisleri, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi veSellem)’in sohbetinde heva ve hevesten temizlenmiş, göğüsleri kin ve düşmanlıktan pak olmuştur ve bilseler ki onlar dinin büyükleri, İslam’ın ileri gelenleridir. Onlar, İslam davasının yücelmesi, ins-ü cinnin efendisine yardımda gayretlerinin tamamını harcamışlardır. Allah Rasûlü’nün (Sallallahu Aleyhi veSellem) sevgisi uğrunda şiretlerini, kabilelerini, evlatlarını, hanımlarını, vatanlarını, meskenlerini, pınarlarını, ziraatlerini, ağaçlarını, nehirlerini, (her şeylerini) terketmişlerdir. Rasûlüllah’ı (Sallallahu Aleyhi veSellem) kendilerine, onun sevgisi kendilerinin, evlatlarının, ve mallarının sevgisine tercih etmişlerdir. Onlar vayhi ve vahiy meleğini müşahede etmişler, mucizeleri ve harikulade olayları görmüşler neticede de ğaybları şahadet, ilmenyakin bilgileri aynalyakin olmuştur.” (Cild:2, Mektub:96) Bu vasıflar hangi alimde, hangi şeyhte, hangi abiddei hangi dervişte, hangi zahitte, kısacası; kimde biraraya gelmiştir ki Evet! ASr-ı saadette; “Sûfi”,”Tasavvuf”, “Mutesavvıf” gibi kelimeler istimal edilmiyordu (kullanılmıyordu). Fakat tasavvufî hayat, en canlı bir şekilde mevcuttu.

SÛFÎ VE TASAVVUF KELİMELERİNİN ASLI

SÛfî kelimesinin aslı hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazı görüşler şöyledir: -Asr-ı saadette Müslüman olup vtanlarını, ilelerini, evlatlarını, mallarını terkeden ve Medine’ye gelip, yerleşen fakir shabe-i kirama Mescid-i Nebevîde, “ Suffe” ismi ile mumsema tahsis edilen bir yer vardı. Fakir ve garip olan bu ashab bu yerde kalırlar, ilim ve ibadetle meşkul olurlardı. Onlar gibi dervişhane hayat süren ve ibadetle meşkul olanlara, “ Ashab-ı Suffe”nin “suffe” sinden yola çıkarak sûfî denmiştir.-Sûfilerin kalp temizliğine önem vermelerinden, tasavvufun bir kalp tasviyesi olmasından hareketle temizlik, paklık manasına gelen “Safâ” veya “Safvet”ten dolayı sûfî denilmiştir. -Ehl-i tasavvufun, yemeye-içmeye önem vermemeleri ve umumiyetle nebatî gıdalarla iktifa etmeye çalışmalarından dolayı bir çöl bitkisi olan “Sufane”ye nisbeten sûfî denmiştir.-Sûfîlerin giyim kuşamlarına ihtimam göstermedikleri, saçlarına başlarına dikkat etmediklerinden ense kılı manasına gelen “Sûfet’ül-kafa” lafzından gelmektedir. Bu görüşlerdeki benzetme ve yakıştırmalar her ne kadar doğru olsa da Arap dil kaideleri göz önünde bulundurulduğunda sûfî kelimesinin bunlardan gelmesi mümkün değildir. Çünkü; suffeden gelecek olsa; “Suffi”, safvetten gelecek olsa; “Saafveti”, sufaneden gelecek olsa; “Sufani”, Sûfet’ül-kafadan olsa “Sûfetî”, Saff-ı evvelden de “Saffî” denmesi gerekirdi.Bazıları da Yunancada hikmet manasına gelen “Sofia” dan geldiğini iddia etmişlerdir. Sûfî kelimesinin felsefenin Arapçaya çevrilmesinden evvel İslam alemind kullanıldığı göz önüne alındığında bunun da doğru olmayacağı anlaşılmaktadır. Başka görüşler de bulunmakla birlikte en doğru olanı İmam-ı Gazali’nin de söylediği gibi peygamberlerin ve salihlerin yolu olan yünden elbise giyme adetine bianen yün manasına gelen "Sûf” dan gelmesidir. Bu yola girme, bu yolda bulunma ve bu yola çalışma anlamında da “Tasavvuf” kelimesi kullanılmıştır.Tasavvuf ehline vatanlarını terkettikleri veya bu dünyada bir yolcu gibi hayat sürdükleri için garipler manasında “Gurebâ”(garip kelimesinin çoğulu), bütün mülk Allah’ındır, bizim hiçbir şeyimiz yoktur veya biz herdem daima Allah’a muhtacız fikri üzere olduklarından fakirler manasında “Fukara” (fakir kelimesinin çoğulu) da denmiştir.

TASAVVUFUN TARİFİ

Tasavvufun birçok tarifi vardır. Herkes kendi makamına ve tasavvufun kendi katında öne çıkan tarafına göre tarif yapmıştır.

Bunlardan bazı büyüklerin tariflerini zikredelim:

 Ma’ruf-u Kerhi:
“Tasavvuf, gerçekleri almak, mahlukatın elinde olan  şeylere gönül bağlamamaktır. Tasavvuf, gerçekleri almak, mahlukatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır.”
 Seriyy-î Sakatî:
“Tasavvuf, üç manayı içine alan bir isimdir: 1) Marifetin nuru vera’ın nurunu söndürmez, 2) Kitap ve sünnetin zahirine muhalif olacak şekilde ilm-i batından bir söz ile konuşmaz, 3) Kerametleri kendisini, Allah’ın mahrem olan sırlarını açıklamaya sevk etmez.”
 Ebû Hafs el-Hadâd:
“Tasavvuf, tamamen edepten ibarettir.”
  Cüneyd-i Bağdadî:
 “Tasavvuf, Allah’ın safayı sana has kılmasıdır.” “Tasavvuf, sulhu olmayan savaştır.”
 
  Ebû’l-Hüseyin en-Nuri:
 “Tasavvuf, sadece güzel ahlaktan ibarettir.”
  Ebû Muhammed Murtaaiş:
 “Tasavvuf, güzel ahlaktır.”
  Ebû Muhammed Cerirî:
 “Tasavvuf, her güzel huyu benimsemek ve her kötü huydan uzaklaşmaktır.”
   Sehl bin Abdillah et-Tüsterî:

  “Tasavvuf, az yemek, Cenab-ı Hakk’ın huzurunda rahata kavuşmak ve insanlardan kalben uzaklaşmaktır.”
   Amr bin Osman el-Mekkî:
  “Tasavvuf, zamanın en uygun vaktinde, kulun her an hak ile meşgul olmasıdır.”
   Ebû Muahhem Ruveym:
  “Tasavvuf, nefsi, murad-ı ilâhiye bırakmaktır”
   Sümmün el-Muhib:
  “Tasavvuf, hiçbir şeye malik olmamak ve bir malın esiri bulunmamaktır.”
   Cüneyd-i Bağdadî:
  “Tasavvuf, Hakk’ın seni senden gidermesi ve kendisiyle ihya etmesidir. Tasavvuf, masiva ile alakayı keserek, Cenab-ı Hak ile berber olmaktır.”
    Mimşâd ed Dineverî:
   “Tasavvuf, sırlardan haberdar olmanın verdiği safâ ve Hakk’razı olacağı amelleri işlemek,
    Halk ile ancak zaruri hususlarda temas etmektir.”
    Alî bin el-İsfahanî:
   “tasavvuf, ahvali kontrol etmek ve güzel olan şeyleri iltizam etmektir.”
    Ebû Muhammed el-Cüveynî:
   “Tasavvuf, ahvâli kontrol etmek ve güzel olan şeyleri iltizam etmektir.”
    Ebû Amr ed-Dımeşkî:
   “Tasavvuf, alemi noksan gözle görmektir, yahut bütün noksanlardan münezzeh olanı müşahede etmek için her noksandan gözü yummaktır.”
    Ebû’l-Hasan el Müzeyyen:
   “Tasavvuf, Hakk’a boyun eğmektir.”
    Ebû Ya’kûb:
   “Tasavvuf, beşeriyete ait sıfatların kaybolmasıdır.”
    Ebû Abdillah bib Haîf:
    “Tasavvuf, kadere sabır, Hakka’ın atâsına (verdğine) rıza ve hakikatleri aramak için dere tepe dolaşmaktır.”
    Ebû’l-Hasan el-Büşencî:
    “Tasavvuf, emeli ihmal ve amele devam etmektir.”
    Bişr-i Hafi:
    Sûfî, kalbini Allah için kalbini tasfiye edip tertemiz yapan kimsedir. ”
    Ebû Said el-Harraz:
    Sûfî, Allah’ın kalbini tasfiye edip nurla doldurduğu kimsedir.”
    Ebû Amr Bin en-Necîd:
   “Tasavvuf, emir ve nehiy hayatında sabretmektir, yani Cenab-ı Hakk’ın emirlerine râm olmak, nehyettiği şeylerden de sakınmaktır.”
    Daha yüzlerce alim ve Allah dostu tasavvufu tarif etmiştir. Görüldüğü gibi her birisi kendi bakış açısına, kendi anlayışına, kendisine göre olması gereken neyse ona göre bir tarif yapmıştır.
    Mevla Teâlâ cümlemize tasavvufu iyi anlamayı, nefse şeytana uymadan ihlas üzere taşımayı nasip eylesin.
    Kaynak: Marifet ilim ve kültür dergisi 2013 Aralık yayını
    (Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil YILMAZ Hocaefendi’nin “Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar” isimli kitabından kısmen istifade edilmiştir.

Yetimin Umudu Ol!

DİĞER MAKALELER

BENİM HAFIZIM