BAĞIŞ YAP

Şa‘bân-ı Şerîf Ayı ve Berâet Gecesi

Şa‘bân-ı Şerîf Ayı ve Berâet Gecesi

Zamanın yaratıcısı ve yegâne hâkimi olan Allah Te‘âlâ, halk ettiği her şeyi olduğu gibi, ayları da belli bir fıtrat üzerine yaratmış ve bazı zaman dilimlerini diğerlerine nazaran bereketli ve fazîletli kılmıştır. Muayyen zaman dilimlerinde takdîr edilmiş olan fazîlet ve bereketlerin kaynağı, o gün ve gecelere ait dinî hususiyet taşıyan hâdiseler ve gelişmelerdir.

Kur’ân-ı Kerîm’de “Haram Aylar”[1] şeklinde vurgulanan terkipte yer alan aylar da, bereketli ve fazîletli bu zaman dilimlerinin başında gelmektedir. Bu mübârek aylardan biri olan Receb-i Şerîf ayını, Reğâib ve Mi‘râc geceleriyle beraber geride bıraktık. Takvim sırasına göre Receb-i Şerîfi müteakip müşerref olduğumuz hicrî ayların sekizincisi olan Şa‘bân-ı Şerîf ayı da muhtevasında pek çok fazîleti barındıran müstesnâ bir aydır.

Bu mübârek ayın adına kökeni ve tarihi açısından bakıldığında; Araplar tarafından, İslâmiyet’ten evvel de mukaddes sayılan bir ay olduğu, bazı tarihî kesitlerde farklı şekillerde adlandırıldıktan sonra artık “Şa‘bân” şeklinde anılmaya başlandığı görülmektedir. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in de bu ayı “Şa‘bân” şekilde anmayı tensip buyurduğu ve hicrî takvimin teşekkülüyle birlikte takvimdeki yerine de bu adla kaydolunup günümüze kadar da bu şekilde intikal ettiği anlaşılmaktadır.[2]

Fazîletlerini zikretme sadedinde müstakil bir bahis açacağımız bu mübârek ayda, tarihî açıdan önem taşıyan pek çok hâdise de gerçekleşmiştir. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Hazreti Hafsâ (Radıyallâhu Anhâ) vâlidemizle izdivâcı, Hazreti Hüseyin (Radıyallâhu Anh)ın dünyayı teşrîfi ve Benî Mustalik gazvesi bu mübârek ayda vuku bulmuştur. Asrı sâadet devrinden sonra da yine pek çok önemli hâdise bu mübârek aya tevâfuk etmiştir.

Şa‘bân-ı Şerîf Ayının Ehemmiyeti ve Fazîletleri

Şa‘bân ayı, hicrî takvime göre Ramazân-ı Şerîf’ten bir önceki ay olması hasebiyle bu mübârek mevsime bir nevi hazırlık niteliği taşımaktadır. Tutulacak oruçlar ve sâir nâfile ibâdetler bu aydan başlanarak artırılmalı, böylelikle Ramazân-ı Şerîf’ten en iyi şekilde müstefid olmaya yönelik ön hazırlıklar tamamlanmalıdır.

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu mübârek ayın Ramazân-ı Şerîf’e ulaşma açısından ehemmiyetine binaen: “Allâhım! Receb’i ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazân’a ulaştır.”[3] şeklinde duâ etmiştir. Bu duâ, “üç aylar” olarak adlandırılan belli bir mevsimi mukaddes kabul etmenin ve gecelerini ihyâ için birtakım faaliyetlerde bulunmanın meşrûiyetinin de delillerindendir.

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kendisinden sual edenlere, Ramazân-ı Şerîf dışında en fazîletli orucun Şa‘bân ayında tutulan oruç olduğunu, “Ramazan’ı ta‘zîm için (Ramazan hürmetine) Şa‘bân’da tutulan oruçtur.”[4] buyurarak beyân etmiştir.

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in, fazîletlerini ümmetine tebliğ ettiği bu ayı kendi ayı olarak tanımladığı da rivâyet edilmiştir: “Receb Allâh’ın ayı, Şa‘bân benim ayım ve Ramazân ümmetimin ayıdır.”[5]

Şa’bân-ı Şerîf Ayı Amellerin Arz Mevsimidir

Şa’bân-ı Şerîf ayını ehemmiyetli kılan en önemli hususlardan birisi de amellerin arz ayı olmasıdır. Bu durum Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den şöyle rivâyet edilmiştir: “İnsanların değerini bilemedikleri bu ayda ameller Allah’a arz edilir; ben amellerimin oruçlu iken Allah’a arz edilmesini arzu ediyor ve bu ayda oruç tutuyorum.”[6]

Şa‘bân-ı Şerîf’te oruç tutma konusunda Hazreti Âişe (Radıyallâhu Anhâ) vâlidemiz, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Şa‘bân ayına verdiği ehemmiyeti şöyle anlatmıştır:

“Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bazı aylarda çok oruç tutardı. Hatta biz, onu bu ayda hiç iftar etmeyecek sanırdık. Bazı aylarda da çok iftar ederdi. Hatta biz, bu ayda hiç oruç tutmadı derdik. Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Ramazan’dan başka bir ayın orucunu tamamladığını görmedim. Hiçbir ayda da Şa‘bân ayında tuttuğundan daha fazla oruç tuttuğunu görmedim.”[7]

Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) senenin -Ramazân-ı Şerîf ayı dışındaki- hiçbir ayında Şa‘bân ayındakinden fazla oruç tutmamış ve şöyle buyurmuştur: “Amellerden gücünüzün yettiğini yapın. Çünkü siz bıkmadıkça, Allah da size asla bıkmış muamelesi yapmaz. Allah yanında amelin en makbulü, kişinin az da olsa devam üzere işlediği ameldir.”[8]

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Şa‘bân ayındaki orucu hakkında Hazreti Âişe (Radıyallâhu Anhâ) ayrıca şöyle demiştir: “O (Râsûl-i Ekrem) Şa‘bân ayının tamamını oruçla geçirerek sonunda Şa‘bân’ı Ramazân’la birleştirirdi.”[9]

Elbette ki Şa‘bân-ı Şerîf ayını ihyâ etmenin tek yolu yalnızca oruç ibadetinden geçmemektedir. Bu mübârek ayda ecir vesilesi olan makbul ibâdet ve davranışlardan hâsıl olacak ecir ve mükâfatlar katbekat fazla olacaktır.

Şa‘bân-ı Şerîf Ayında Rehâvete Düşülmemelidir

Ramazân-ı Şerîf’i dolu dolu geçirmeyi hedefleyen bazı kimselerin, Receb-i Şerîf’in fazîletlerinden istifâde etmek maksadıyla yoğun bir çaba harcamalarının ardından, Şa‘bân-ı Şerîf’te rehâvete düştükleri, bu ayın özellikle ikinci yarısını bir tür istirahat vetiresi olarak geçirdikleri dikkat çekmiş olmalı ki, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve onun sünnetini takip eden ulemâ bu konuda birtakım ikazlarda bulunma ihtiyacı hissetmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ümmetini ikaz sadedinde şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Bu Şa‘bân ayı, Receb ve Ramazân arasında kalan, insanların gaflet ettikleri bir aydır. Hâlbuki Şa‘bân ayı amellerin, âlemlerin rabbine yükseltildiği bir aydır…” Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ayrıca, ashâbının Şa‘bân ayını ne şekilde geçirdiklerini de sorduğu ve bu konuda ikaz ve hatırlatmalarda bulunup onları takip ettiği rivâyet edilmiştir.[10]

Kurtuluş ve Bağışlanmanın Mânâ Bulduğu Berâet Gecesi

Arapçada; ‘Berâe-berâet’ şeklinde; ‘berî olmak’, ‘bir şeyin zimmetten düşmüş olması’, ‘affolmak’, ‘kurtulmak’, ‘suçsuzluğun ispat edilmesi’, ‘yükümlülükten kurtulmak’, ‘temizlenmek’, ‘aklanmak’ anlamlarına gelip dinî ıstılahta; ‘kulun Allah nezdinde bağışlanması’, ‘günahların dökülmesi’ anlamlarını ifade eden kelime, ayrıca ‘rahmet’ ve geceyi ihyâ eden kulların beraat senedi niteliği taşımasından ötürü ‘Sakk’ olarak da adlandırılmaktadır.

Arapça kaynaklarda ve kadîm eserlerde ‘Şa‘bân ayının orta gecesi/yarısının gecesi’ olarak kayıtlı bulunan bu gece Türkçede ‘Berat Gecesi’ olarak bilinmekte ve halk arasında da bu şekilde anılmaktadır.[11]

Berâet Gecesi Fazîleti Sabit Bir Gecedir

Berâet Gecesinin sübûtu ve fazîletine dair deliller arasında Abdullah ibnü Abbas (Radıyallâhu Anhümâ)nın talebelerinden ve tâbiûn müfessirlerinin önde gelenlerinden İkrime (Rahimehullâh) başta olmak üzere bazı müfessirler tarafından Duhân Sûresi’nin ilk beş âyeti zikredilmiştir.[12]

Gecenin fazîletli bir gece oluşu; İmam Tirmizî, İbnü Mâce ve İmam Ahmed ibnü Hanbel (Rahimehumullâh)ın kaydettikleri, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in, Şa‘bân ayının onbeşinci gecesi geldiğinde Cennetü’l-Baki kabristanına Allah Teâlâ’ya duâ için çıktığını ve kendisine, bu durumu soran Hazreti Âişe (Radıyallâhu Anhâ) validemize: “Bu gecede Allah Teâlâ’ Benî Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin adedinden daha fazla kişiyi affeder.”[13] şeklindeki cevabını ihtivâ eden hadîs-i şeriften açıkça anlaşılmaktadır.

Berâet Gecesinin af ve mağfiret gecesi olduğu, bir başka hadîs-i şerifte şöyle ifade buyrulmuştur: “Şa’ban’ın yarı (onbeşinci) gecesi olduğu vakit, gecesinde ibadet için kalkınız, gündüzünde de oruç tutunuz. Zira Allah Teâlâ güneşin batışından itibaren rahmetiyle dünya semasına tecelli buyurur. Bağışlanmak isteyen yok mu? Onu bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu? Onu rızıklandırayım. Dertli yok mu? İstesin de derman vereyim şeklinde nida eder. Bu çağrı şafak sökünceye kadar devam eder.”[14]

Ayrıca Berâet Gecesi, geceleriyle beraber gündüzleri de efdâl olan zaman dilimleri arasında zikredilmiştir.[15] Kıblenin Mescid-i Aksâ’dan Kâbe-i Muazzama’ya çevrilişinin de Şa‘bân ayının ortasında gerçekleştiği rivâyet edilmektedir.[16]

Mukadderâtımızın Tayin Edildiği Mübârek Gece

Duhân Sûresi’nin ilk âyetlerinden yola çıkan müfessirler ve ulûmü’l-Kur’ân alanında eser vermiş olan ulemâ, bu âyet-i kerîmeleri Kur’ân-ı Kerîm’in Kadîr Gecesinde nâzil olduğunu beyân eden Kadîr Sûresi’nin âyet-i kerîmeleriyle birlikte tefsir ederek, Kur’ân-ı Kerîm’in biri toplu, diğeri ise tedricî şekilde iki tür nüzûlünün olduğunu; dünya semasına toplu hâlde indirilişinin (inzâl) Berâet Gecesinde, peyderpey indirilişinin (tenzîl) ise Kadir Gecesinde gerçekleştiğini beyân etmişlerdir.

Mahlûkatın bir sene boyunca; hayatta kalıp kalmayacağından, lütfedilecek olan nimetlere; dağıtılacak rızıklardan azîz veya zelîl olmak gibi dünyevî ve uhrevî ahvâline kadar her şeyin tayini Berâet Gecesinde gerçekleşir. Allah Te‘âlâ’nın ezelî ilminde zaten mevcut olan bu bilgiler, vazifelerine göre; rızıklara ait olan kısmı Mikâil (Aleyhisselâm)a, musibetlere ait olan kısmı, Azrâil (Aleyhisselâm)a, harp, zelzele gibi birtakım hâdiselere ait olan kısmı da Cebrâil (Aleyhisselâm)a olmak üzere, vazifelerini îfâ edecek olan müvekkel meleklere Berâet Gecesinde iletilir.[17]

Bir kısmını zikretmeye çalışmış olduğumuz husûsiyetlerine binaen Berâet Gecesini ihyâ etmek hayatî bir önem kazanmaktadır. Bu gecenin asrı saâdetten itibaren ihyâ edilegeldiği, gerek Ashâb-ı Kirâm (Rıdvânullâhi Te‘âlâ Aleyhim Ecma‘în)den gelen rivayetlerden, gerekse de tâbiûn âlimlerinin âsârından açıkça anlaşılmaktadır.

Selef-i Sâlihîn Bu Geceye Hürmet Etmiştir

Berâet Gecesi, Şâm ulemâsı başta olmak üzere, İmam Mekhûl, Hâlid ibnü Ma‘dân ve Lokman ibnü Âmir (Rahimehumullâh) gibi, tâbiûnun büyük âlimleri tarafından önemle karşılanmıştır.

Bu mübârek gece âlem-i İslâm’ın muhtelif coğrafyalarında bulunan âlimler tarafından da kabulle karşılanmış ve onların bu geceyi koku sürünerek ve tütsülenerek mescidlere gidip kendilerini ibâdete vermek suretiyle ihyâ ettikleri belirtilmiştir.[18] Meşhûr tarihçi Fâkihî’ye göre Berâet Gecesi Mekke-i Mükerreme’de de önem ve rağbetle karşılanmıştır.[19]

Bu konuyla ilgili bir başka önemli kayıt da İmam Şâfiî (Rahimehullâh)ın “el-Ümm” adlı eserinde de yer alan, “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan duâlar geri çevrilmez. Receb-i Şerîf’in ilk Cuma gecesi, Şa‘bân-ı Şerîf’in ortasında bulunan gece (Berâet Gecesi), Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban Bayramı geceleridir.”[20] şeklindeki kayıttır.

Geceyi İhyâ Etme Yolları

Sene boyunca mükellef olduğumuz ibâdetlere gereken önemi vermeyip Müslümanlığı yalnızca belli zaman dilimlerine hasreden muvakkat kimselerden olunmamalı, ibâdetlerini daima yapan kimseler zümresine dâhil olmaya gayret edilmelidir. Şa‘bân ayı, oruçla özdeşleşmiş bir ay olduğundan bu ay içinde yer alan Berâet Gecesini oruçlu karşılayıp gündüzünü de oruçlu geçirmek ve muhasebemizi büyük bir ciddiyetle gerçekleştirip tevbe ve istiğfârı çokça yapıp geceyi yeni bir başlangıç vesilesi kılmak, gecenin mânâsına en uygun davranış olacaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz iman, sizden birisinin göğüs boşluğunda, elbisenin eskidiği/yıprandığı gibi eskir/yıpranır. Binaenaleyh Allah’tan imanınızı tecdîd etmesini dileyin.”[21] Buna göre; imanın kalesi olan kelime-i tevhîd ile meşgul olmak ve imanı tecdîd etmek, geceyi müjdeleyen nassların lüzumuyla örtüşen bir tavır olacaktır.[22]

Geceye erişmeden evvel yakınlarımızı gecenin fazîletlerinden haberdar etmek ve onlarla tebrikleşmek, hem sıla-i rahmi yerine getirmek hem de hatırlattığımız kimselerin geceyi ihyâ etmeleri durumunda, amellerinden hâsıl olacak sevaba hissedar olup ecirlerimizi artırmamızı sağlayacaktır.

Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, evrâd-ezkâr ve duâ ile meşgul olup güzel temennîlerde bulunmak, bol miktarda salavât-ı şerîfe getirmek de geceyi ihyâ adına yapılabilecek temel amellerdendir. Sohbet meclislerinde bulunmak, gecenin gündüzünde kabristanlıkları ziyâret ederek dâr-ı bekaya irtihâl etmiş olan yakınlarımızı hatırlamak, fakir-fukarayı, öksüz ve yetimleri gözetmek, sadaka-i cariyeye özel bir önem verip maddî imkânlar elverdiği ölçüde tasaddukta bulunmak da bu gecenin bereketinden istifade etmeye vesile olacak amellerdendir.

Bu gece, dinimizin direği olan namaz konusuna özel bir ihtimam göstermek, namazları cemaatle kılmaya konusunda daha bir hassasiyet göstermek lazımdır. Kaza namazı borcu olanlar tarafından bu mübârek gece, bu namazların önemli bir kısmını kaza etme açısından ciddi bir fırsata dönüştürülmelidir. Fezâil-i âmâle dair kaleme alınmış müstakil eserlerde bu geceye mahsus birtakım duâ, ibâdet ve terkiplerden bahsedilmektedir ki, münhasıran kaza namazı borcu olmayanların bu gibi hususî amellere yönelmeleri kendilerini kazançlı kılacaktır.

Bu Gecedeki Umumî Aftan Mahrum Kalacak Olanlar

Allah Te‘âlâ’nın rahmetinden ümidi kesmek, en büyük günahlardan hatta iman nimetini yitirme sebeplerinden sayılmıştır. Allah Te‘âlâ: “(Habîbim!) De ki: ‘Duanız (ve ibadetiniz) olmasaydı, Rabbim sizi ne yapsın? / Rabbim size niye değer versin?”[23] buyurarak duâdan geri durmamamız gerektiğini emretmektedir. Allah Te‘âlâ’dan ümit kesmemek, günahlara pervasızca devam etmeyi uygun gören anlayışla da bağdaşmaz. Berâet Gecesi, af kapılarının ardına kadar açıldığı bir gece olmasına karşın, umumî affın kapsamı dışında bırakılacak birtakım zümreler de yok değildir.

Fazîletli gün ve gecelere dair kaleme alınmış müstakil eserlerde Berâet Gecesinde af kapsamı dışında kalacak zümreler arasında, zulmün ve günahların en büyüğü olan şirke düşenler en başta zikredilmiştir. Kin tutanlar, zinaya devam edenler, sıla-i rahmi kesenler, yol kesen eşkıyalar, ana ve babalarına asi olanlar, bir mü’mini kasten öldürenler ve büyücüler; bu günahlarından tevbe edip de hâllerini düzeltmedikçe bu gecedeki umumî aftan mahrum kalacak zümreye dâhil olanlar arasında sayılmışlardır.[24]

Allah Te‘âlâ bu mübarek gecede Ümmet-i Muhammed’e dünyada zulüm ve her türlü kötü hallerden kurtuluşu, âhirette de cehennemden kurtuluş beratlarımızı ihsân eylesin!

Dipnotlar

[1] Bakara Sûresi:194, 217; Tevbe Sûresi:36
[2] M. Kâmil Yaşaroğlu, “Şâban”, DİA, c.38, s.207.
[3] Ahmed ibnü Hanbel, el-Müsned, 1/259; et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat, 4/189
[4] Tirmizî, Zekât:28
[5] Deylemî, el-Firdevs, No:3276, 2/275.
[6] Ahmed ibnü Hanbel, el-Müsned, 5/201; Nesâî, Savm:70
[7] Buhârî, Savm:51, Ebû Dâvûd, Savm:59
[8] Müslim, Sıyâm:177
[9] İbnü Mâce, Savm:4
[10] Abdürrezzâk, el-Musannef, No:7858
[11] Şemseddin Sami, “Berâet”, Kâmûs-i Türkî, İstanbul 2011, İdeal Kültür Yayınları, s.226.
[12] Müfessirlerin kahir ekseriyetine göre Duhan Sûresi’nin ilk beş ayeti Kadir Gecesiyle ilgilidir. Bkz. Kur’ân-ı Mecîd ve Tefsirli Meâl-i Âlî’si, Duhân Sûresi tefsiri.
[13] Tirmizî, Savm:39; İbnü Mâce, İkāme:191
[14] İbnü Mâce, İkame:191
[15] İbnü Mâce, İkame:193
[16] Halit Ünal, a.g.m.
[17] Kur’ân-ı Mecîd ve Tefsirli Meâl-i Âlî’si, Duhân Sûresi tefsiri; Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, 3/386, No.3839; Deylemî, Firdevs, 2/73, No.2410.
[18] Bu konuyla ilgili detaylı malumat için bkz. İbnü Receb el-Hanbelî, Letâifü’l-Ma‘âriffimâ li-Mevâsimi’l-Ammine’l-Vezâif, Dâruİ bnü Hüzeyme, Riyâd, 1428, s.327-330.
[19] Halit Ünal, a.g.m.; Nebi Bozkurt, “Kandil”, DİA, c.24, s.301.
[20] İmam eş-Şâfiî, el-Ümm, thk. Rıfat Fevzî Abdülmüttalib, Dâru’l-Vefâ, Beyrut, 1422, c.2, s.485; Beyhakî, es-Sünen, Şuabü’l-Îmân, 3/342; es-Süyûtî, Cami‘u’s-Sağîr, c3, s.454.
[21] el-Heysemî, Mecma‘u’z-Zevâid, 1/52.
[22] İbnü Receb el-Hanbelî, a.g.e. s.329.
[23] Furkan Sûresi:77
[24] Taberânî, Mu‘cemu’l-Kebîr, 20/108, Mu‘cemu’l-Evsat, 7/36; İbnü Mâce, İkâme:191. İbnü Receb el-Hanbelî, a.g.e. s.331-332.

BENİM HAFIZIM

DİĞER MAKALELER

BENİM HAFIZIM