BAĞIŞ YAP

Bıçak Tutmak Mı Zor Bu Kıssada, Boyun Uzatmak Mı?

Bıçak Tutmak Mı Zor Bu Kıssada, Boyun Uzatmak Mı?

İsmail olmak mı zor, yoksa İbrahim olmak mı? Yaratıcının rüya ile gelen ilahî emrine boyun eğip bıçağı evladının boynuna dayamak mı daha büyük bir teslimiyet, babaya gelen o emre karşı,  “Babacığım sakın mahzun olma!” diyerek bıçağa boyun uzatmak mı? Bıçak olmak mı zor bu kıssada, şakağın dayandığı taş olmak mı?  
 

İbrahim olmak kulluğun zirvesiyse İsmail olmak itaatin ve sabrın zirvesidir. İbrahim olmak bir gül bahçesine girercesine ateşe girmekse, İsmail olmak o bahçeden gül derercesine ateşe el uzatmaktır. İbrahim olmak vaadi yerine getirmenin şahikasıysa, İsmail olmak söze can vaat etmenin şahikasıdır. İbrahim olmak malı ve canı (evladı) ile Allâh yolunda olmak demekse, İsmail olmak canı hiçe sayarak, “Ben de yolundayım Allâh’ım” demektir.
 

Peki, ya boyun üstünde bıçak olmak, ya şakak altında taş olmak? Ya kurban olmaya gidenin ayakları altında bir kum tanesi olmak? Hele nefes olmak bu uğurda harcanan? Hele bir de teslimiyetle kumlara dökülen gözyaşı olmak! Ya pırpır atan bir İsmailî kalp olmak veyahut güp güp atan İbrahimî bir yürek olmak?
 

Hangisi olmak isterdiniz sevgili dostlar?
 

Garip gelmiş garip gidecek bir davanın erleriyiz. Kimimiz bu davada İbrahimce yürürüz,  kimimiz İsmailce. Kimimiz boyun uzatırız bıçağa, kimimiz bıçağı tutan el oluruz. Biliriz ki bu dava İbrahimsiz olmaz ama İsmailsiz de olmaz.  Bu davanın bıçak tutan ellere ihtiyacı var ancak bıçağa uzanacak boyunlara da! Bu şuurla bekleriz kurban bayramını biz. Bizim için kurban her gün İsmail olduğumuz bu yolda bir gün İbrahimleşmektir. Biz, “bismillah” diyerek her gün boyun uzatırız o bıçağa da o gün İbrahim’in bıçak tutan eli oluruz.
 

Kurban yakınlaşmadır. Kurban, kendi etinin ve kanının asla ulaşamayacağı yerlere ulaştırır bizi. Yaklaşmanın aslında bir uzaklaşma olduğunu biliriz. Allâh’a yaklaştıkça kalbimize hücum eden putlardan uzaklaşmak olduğunu biliriz. Kalbimize dikilmeye çalışan putlar, biz rabbimize yaklaştıkça bir bir devrilip serilirler yere. En sonunda İbrahimvari veririz baltayı nefis putunun eline ve işte deriz bütün putları yıkan put budur. Elbette kimse inanmaz bize. Nasıl olur da kendisi de böylesine büyük bir put olan nefis diğer putları yıkabilir diye düşünürler. Oysa biz biliriz ki takva ile kesilen kurban bütün putları yıkan ve bizi o esaretten kurtaran bir yakınlaşmadır. Kurban,  kulları miraca yükselten bir Burak’tır.
 

Sen ey insan! 
 

İbrahimî bir şefkat yoksa bıçağında sakın kurban kesme! İsmailî bir teslimiyet yoksa ruhunda sakın ha bir hayvana kıyma! Kurban kesmek asla kan akıtmak veya et dağıtmaktan ibaret değildir. Onun ne kanı ne de eti Allâh’a ulaşır. Ona ancak takvamız ulaşır! Kurban kesmek üç yüz altmış dört gün kendini İsmail bilenlerin, kendini İbrahim görenlerin kurbiyet yolunda attıkları bir adımdır. Kurban,  ihlas ile dolmuş bir bardağa son damla olarak düşen ve onu taşıran bir damladır. Yine de sana bir yıl boyu neredeysen, kime hizmet ettiysen orada kal diyemem! Hangi kadehlere şarap taşıdıysan, hangi krala bade sunduysan yine oraya git diyemem. Tasını hangi oluktan doldurduysan var yine oraya uzat diyemem. Çünkü takva ile kesilecek bir kurban Rahman’ın merhametini celbederek insanı Kevser’e ulaştırabilir. Aklını ve kalbini gölgeleyen masivadan alıp nurun huzurlu aydınlığına ulaştırabilir.
 

Öyleyse ey Müslüman,  gel uzat şu bıçağı ve Allâh ile arana giren ne varsa kes at. Kes at ki ömrün bayram ola!

Yetimin Umudu Ol!

DİĞER MAKALELER

BENİM HAFIZIM