BAĞIŞ YAP

İslâm Coğrafyasının Kan Ağlayan Beldeleri Adına

İslâm Coğrafyasının Kan Ağlayan Beldeleri Adına

Filistin’de bir yaradan sızan acı,  bilmem ulaşır mı soframızda bir zeytin tanesine?  Gözleri korku ve dehşet içinde yuvasından fırlamış bir çocuğun bakışları, kapatır mı dünyaya açık gözlerimizi?  Ya Siyon kurşunu ile alay edercesine silahların üstüne yürüyen minik gövdeli, koca yürekli çocukların haykırışları uyandırır mı bizi bu gaflet uykusundan? Kanlar içinde bir bebeğin boynundan sarkan emzik,  çağın vicdanını susturabilir mi?  Fosfor yağmurlarıyla ıslanan evladını toprağa gömen babanın gözlerindeki çaresizlik,  işlemez mi yıllarca kapitalizmin taşlaştırdığı kalbimize?
 

      Taşın ardındaki Yahudi’yi haber verecek olan güç ilahi kudrettir de bir bidonun arkasında babasını siper edinen Muhammed’i Siyon namlusuna ihbar eden kimdir?  Ben bilemedim, cevabını bilen var mı?  Bütün şehirlerin lağımlarını temizleyen kumlar,  Al Şati sahilinde çocukları keklik gibi avlayan katillerin kanını da temizleyebilir mi?  
 

        Yeniden hayat mı verir ki dünyaya anne karnında parçalanmış bir cenin, Yahudi çeker alır onu rahimden?   Filistin’de kadının iffetinin bedeli her daim canı mıdır?  Neden öldürülen hep çocuklardır* Sordunuz mu bu soruları hiç kendinize?  
 

    Nasıl Marmara’da mavidir sular da Gazze’de kan kırmızıya döner? Huzur neden Mekke’de evlere inmiş de Kudüs’te toprağın altına sinmiş. Lokma Dubai’de nasıl boğumlardan öyle kolayca süzülüp iniyor da mideye, Eriha’da boğazlara düğümleniyor. Niye dünyanın keyif çığlıkları serbesttir de  Filistin’in  özgürlük naraları  zindanlarda susturulur?
 

          Sabra- Şatilla bir korku kuşağı filmi miydi bütün dünyanın izlediği?  Ya Şaron, ya Falanjistler, ya Reagan, ya Evren, ya Abdullah, ya Rafsancani bu filmin neresindeydiler?   Ya sen, ya ben? Sahi biz bu filmin neresindeydik?
 

         Biliyorum bu yazı okunurken kulağımda deli haykırışlar geçit yapacak:
 

        “Hadi ordan!  Keyfin şen şakrak türkülerine kan sürmek de neyin nesi?  Rahmetin gölgesinden nimet dererken,  gazabı hatırlatıp keyif bozmak da nereden çıktı?”  Diye bağıracak bana bazı insanlar.   Aslında bu haykırış mertçe bir haykırış. Hiç değilse durduğu yer belli?  Oysa göçebe yüzler bilirim, kara ayrı renk veren güneşe ayrı renk. Düşündürür bizi: Bu nasıl bir göçük Ya Rab heyelana denk.  Kulaklar bilirim Hakk’a sağır.  Gözler bilirim perdeden ötesini göremeyen.  Kalpler bilirim ten rengine göre sevgi ve nefreti bölen...
 

     Yaralıyım, bütün yaralarım Filistin kadar taze. Bir yaram Türkiye, bir yaram Myanmar, bir yaram Türkistan, bir yaram Kerkük bir yaram Felluce, bir yaram Kırım, bir yaram Bosna, bir yaram Halep;   dinmeyecek mi sızılarım hiç, yaralarım kanayacak mı hep?   Yaralıyım çünkü zekâ bizi terk edeli, iman da uğramaz oldu semtimize. İhlas zaten imanın bir şubesi idi ve kapanalı çok oldu.  Uzun zamandır kan ağlıyor beldelerimiz akıldan ve imandan yoksun kalan bizlerin yerine.  Belki hakikat, belki lakırdı, belki çaresizlik ne derseniz deyin.

BENİM HAFIZIM

DİĞER MAKALELER

Yetimin Umudu Ol!